02-DOKTORA TEZLERİ

Browse

Recent Submissions

Now showing 1 - 20 of 8498
  • Item
    ISPANAK (Spinacia oleracea L.) TOHUMLARINDA KALİTENİN İYİLEŞTİRİLMESİNE YÖNELİK UYGULAMALAR
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Köse,Emrah
    Bu çalışma, ıspanak (Spinacia oleracea L.) tohumlarında tohum kabuğundan kaynaklanan çimlenme kısıtlamasının ortadan kaldırılması, çimlenme ve fide çıkışını iyileştirmek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma iki aşamadan oluşmuştur. Birinci aşamada, Mekanik aşındırma (MA), tohum yıkama (TY), Kimyasal aşındırma (KA), suda tutma (ST) ve bunların kombinasyonlarının çimlenmeye etkisi belirlenmiştir. Kontrol tohumları %86 oranında çimlenirken, uygulama yapılmış tohumlarda bu oran (83-100)% arasında olmuştur. Çalışma sonuçlarına göre, birinci aşamada uygulanan kontrol tohumlarına göre 113 örnekte istatistiksel olarak anlamlı bulunan, kolay şekilde uygulanabilecek yöntemlerden MA60+90 (MA 60 dakika ve 90 devir/dakika) ve TY60 (60 dakika TY) uygulamaları ikinci aşama için seçilmiştir. İkinci aşamada, piyasadan temin edilen, on farklı ticari tohum partisine MA (MA60+90) ve TY (TY60) uygulamaları yapılmış ve çimlenmeye, iklim odasında fide çıkış oranına ve tarla çıkışına etkisi belirlenmiştir. Her iki uygulamalardan en az bir tanesi, on farklı ıspanak tohum partisinde fide çıkış oranını arttırmıştır. İklim odası, fide ve tarla-fide çıkışında sırasıyla kontrol yüzdelik değerine göre en yüksek artış TY’de %23 ve MA’ da %33 değer ile 10 numaralı lotta, en düşük artış ise TY’de %3 ve MA’ da %7 değer ile 9 numaralı lotta olmuştur. Sonuç olarak, MA ve TY uygulamalarının ıspanak tohumlarında çimlenme ve çıkışın iyileştirmesinde olumlu sonuçlar verdiği ve bu uygulamaların çimlenme oranını arttırmak amacıyla kullanılabileceği görüşüne varılmıştır.
  • Item
    Danıştay kararları ışığında katma değer vergisi sisteminde ihracat istisnası
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Aydemir,İsa
    Mal ile hizmetlerin ilk aşamasından nihai tüketiciye varıncaya kadar her el değiştirmesinde ortaya konulan katma değerin vergilendirilmesi ve daha önce yüklenilen verginin indirilmesine olanak sağlayan ve harcama vergisi niteliğinde olan katma değer vergisi sistemine ülkemizde 1.1.1985 gününde uygulanmaya başlayan 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile birlikte geçilmiştir. Vergi tarihi bakımından yeni bir vergi türü olan katma değer vergisi sisteminde ana kural yüklenilen verginin indirilmesi olduğu halde getirilen istisnalar ile bunların bir kısmından vazgeçilmektedir. Bu çalışmamızda söz konusu istisnalardan kanaatimizce en önemlisi ve en geniş kapsamlı olanı ve bir ekonominin gelişebilmesi, kalkınabilmesi, istihdamın artırılması ve döviz girdisinin sağlanması için son derece gerekli olan ihracata yönelik istisna incelenmiştir. Mükelleflerin vergiden kaçınmaya yönelik çabaları ile vergi idaresinin hazineci zihniyetli uygulamaları göz önünde bulundurularak konu, mevzuat, vergi idaresinin uygulamaları ve özellikle Danıştay içtihatları ışığında bütüncül bir bakış açısıyla kapsamlı olarak ele alınmıştır. Yapılan inceleme ve araştırmalarımız sonucunda ihracat ile ilgili mevzuatın çok farklı nitelikte ve düzeydeki düzenleyici işlemlerle düzenlenmesi nedeniyle kavranmasının zorluğu, konunun alt derece düzenleyici işlemlerle bazı yönlerden sınırlandırılması, üst normda yer almayan ek kurallar getirilmesi yanında vergi idaresinin sınırlandırıcı nitelikteki yorumları nedeniyle bir teşvik olan ihracat istisnasından mükelleflerin gereği gibi yararlanması önünde ciddi engeller oluştuğu görülmüştür. Bu noktada dava yolunu tercih edenler açısından söz konusu maniaların bir kısmı vergi yargısının işin gerçek mahiyetine yönelik yorumları çerçevesinde verdiği kararlar ile aşılmakta ise de yargı sürecinin uzun olması, davanın kazanılacağının garanti olmaması ve vergi idaresi ile karşı karşıya gelinmek istenmemesi vb sebeplerle bütün mükellefler yargı yolunu tercih etmemektedir. Olması gereken bakımından bütün mükellefler açısından durumun tam olarak açık ve net bir şekilde öngörülebilir olması için mevzuat bakımından yeniden ele alınması ve düzenlenmesi gereken birtakım hususlar bulunmaktadır. The Value Added Tax Law numbered 3065, entering into force on 1.1.1985, has introduced a value-added tax system into Turkish legal framework, which allows the taxation of the value added and deduction of the tax previously incurred in each exchange of goods, from the first stage of the goods and services to the final consumer, and which is an expenditure tax. According to core rules of value added tax system, which is a new type of tax in terms of tax history requires the deduction of the imposed tax. However, there are certain exceptions to those norms. This study analyses export exceptions in establishing that they play a vital role in improving properly functioning financial markets and employment. Considering the tax avoidance activities of the taxpayers and the budgetary-centric practices of the finance administration, the subject matter has been comprehensively discussed with a holistic perspective in the light of the relevant regulations, the practices of the fiscal administration and the especially case-law of the Council of State. The available study concludes that there has been a broad range of challenging aspects about export exception norms due to fragmentation and complexity of legal framework and inconsistencies in the practice of relevant administrative authorities. It has been observed that there are serious obstacles to its proper use. The established case-law of tax courts fulfill such handicaps to some extent. Nevertheless, long-lasting judicial process, lack of procedural guarantees and unwillingness of the administrative authorities in the execution of tax court judgments cause unintended consequences. Regard being had to the above, it is remarkable to suggest that the law must be re-designed with a view to formulating foreseeable and clear rules for taxpayers within the ambit of exceptional rules for exportation.
  • Item
    Klasik mantıkta konusunun varlığı bakımından önermeler
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Oruk Akman,Zehra
    İnsan zihni yalnızca bilfiil deneyimlediği nesneler hakkında kavramlar ve yargılar oluşturmaz. Dilde öyle sözcükler vardır ki bazılarının referansta bulunduğu hiçbir gerçeklik yoktur ve olmayacaktır. Ancak yine de bunların hakkında doğruluk değeri olan ifadeler kullanmaktan geri durmayız. Klasik mantık geleneğinde varlıklar arasındaki hiyerarşiyi ifade eden merâtibu'l-vucûd kavramı eksininde oluşturulan bu çalışma, farklı derecelerdeki varlıkların önermede konu olmasını ele almaktadır. Bunu yaparken, çalışmamız, varlık derecelerini; önermenin kurulumunu; bahsi geçen farklı derecelerdeki varlıkların konu olduğu önerme türlerini ve nihayetinde bu gibi önermelerin çeşitli kombinasyonları ile dört şekil ekseninde oluşturulmuş kıyasları konu edinmektedir. The human mind does not only form concepts and judgments about the objects we experience. There are such words in the language that some do not and will not have any individual to which the words refer. However, we still do not refrain from using truth-value expressions about these words. Based on the concept of maratib al-wujud, which expresses the hierarchy between existence in the tradition of Classic Logic, this study deals with existence from different degrees as a subject in the proposition. While doing this, our study discusses the degrees of existence, establishing a proposition, the types of propositions formed with the existence of different degrees as subject, and ultimately, the syllogisms which is formed on four-figure axes with various combinations of such propositions.
  • Item
    Avrupa Birliğinin gelişen Libya politikası: Göç ve güvenlik
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Emir,Mehmet
    Çalışma uluslararası ilişkiler disiplininde Realist teori çerçevesinde Avrupa Birliği kurumsal yapısı ve üye devletlerinin Libya politikasına dair göç ve güvenlik bağlamında politika analizlerini değerlendirmektedir. Çalışmanın araştırma konusu "Avrupa Birliği üyesi devletlerin Libya krizi öncesi ve sonrasında neden ortak bir politika izleyemedikleri"dir. Libya'nın araştırmanın odağına alındığında ortaya çıkan sonuçlar Avrupa Birliği üyesi devletlerin bu devlete bakış açılarındaki farklılıkları göz önüne sermektedir. Dolayısıyla Birlik üyesi devletlerin göç ve güvenlik politikası yaklaşımlarının ne kadar farklı olduğu Libya olayları özelinde ortaya çıkmaktadır. Göç ve güvenlik bağlamında icra edilen çalışma Avrupa Birliği kurumsal yapısı ve üye devletlerin Libya ile olan ilişkileri üzerine odaklanmaktadır. Değerlendirme safhasında üye devletlerin tarihsel süreçte Libya ilişkileri, ortak çıkarları için beklenen ortak strateji, tutum ve eylemi neden göç ve güvenlik bağlamında ortaya koyamadıkları incelenmektedir. Devletlerin halen çok güçlü bir şekilde güvenliklerini diğer politikalardan daha fazla öncelemelerinden dolayı çalışmada Realist teori benimsenmiştir. Libya'da Muammer Kaddafi öncesi ve sonrası dönem gelişmeleri incelenerek Avrupa Birliği kurumsal yapısı ve üye devletlerin bu süreç içerisinde etkileşimleri değerlendirilecektir. Tarihsel sürecinde çoğunlukla sömürgeciliğe maruz kalan Libya vatandaşlarında milliyetçilik vasıfları zayıf kalırken, din eksenli ve Batı karşıtı bir aidiyet benimsenmiştir. Sömürgecilik düzeninin ardından Kral İdris ve Muammer Kaddafi rejimleri ülke yönetiminde hakim olurken demokrasi görülmemiştir. Dolayısıyla monarşik düzende başta bulunan yöneticilerin politik tercihleri devlet politikalarının da belirleyicisi olmuştur. Libya'nın petrol kaynağına sahip olması, Avrupa'nın güneyinde çok önemli bir coğrafyada yer alması ve göç güzergahında önemli bir konumda bulunması sayesinde bu durum onun Avrupa Birliği tarafından dikkate alınması gereken kaçınılamaz bir aktör olmasını sağlamıştır. Özellikle 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından güvenlikle bağdaştırılan düzensiz göç olgusu Avrupa Birliği ve Libya ilişkilerini daha önemli kılmıştır. Avrupa'da düzenlenen terör saldırılarından sonra düzensiz göç başlıca gündem maddesi olmuştur. Birlik üyesi devletlerin göç ve güvenlik bağlamında politikalarını analiz edebilmek için Libya krizi çok elverişli bir örnek olaydır. Çünkü buradan hareketle Birlik üyesi devletlerin ulusal çıkarları ekseninde hem bütünleşme teorileri bağlamında birbirleriyle olan politik ilişkileri hem de Libya politikası üzerinden dış eylemleri analiz edilebilmektedir. Avrupa Birliği üyesi devletler açısından halen ulusal çıkarları çok güçlü bir şekilde korunurken bunun en önemli unsurunu ise güvenlik oluşturmaktadır. Güvenlikleri söz konusu olduğunda Birlik üyesi devletler bütünleşme stratejilerini dahi geri plana atmaktadırlar. Güvenlikleri için çok önemli gördükleri düzensiz göç hareketlerine karşı egemenliklerini üst otoriteye devretmekte isteksizdirler. Bunun yanında göç ve güvenlikleri için birbirlerinin çıkarı aleyhine bile olsa Libya örneğinde görüleceği gibi hareket etmekten çekinmemektedirler. Libya olayları Avrupa Birliği üyesi devletlerin ortak hareket etmelerinde neden başarısız olduklarını analiz etmek için çok elverişli bir alandır. Çalışma bilimsel literatürdeki bu eksikliği tamamlayarak bilimsel alana katkı sağlamayı amaçlamaktadır. The study evaluates the institutional structure of the European Union and the policy analyzes of its member states in the context of migration and security in the context of Realist theory in the discipline of international relations. The research topic of the study is "Why the European Union member states could not follow a common policy before and after the Libyan crisis". When Libya is the focus of the research, the results reveal the differences in the perspectives of the European Union member states towards this state. Therefore, the differences in the immigration and security policy approaches of the member states of the Union emerge in the context of the Libyan events. The study, carried out in the context of migration and security, focuses on the institutional structure of the European Union and the relations of the member states with Libya. In the evaluation phase, it is examined why the member states have not been able to put forward the expected common strategy, attitude and action for Libyan relations in the historical process, in the context of migration and security. Realist theory has been adopted in the study because states still strongly prioritize their security over other policies. By examining the developments in Libya before and after Muammar Gaddafi, the institutional structure of the European Union and the interactions of the member states in this process will be evaluated. While the nationalist qualities of Libyan citizens, who were mostly exposed to colonialism in the historical process, remained weak, a religious and anti-Western belonging was adopted. After the colonial order, the regimes of King Idris and Muammar Gaddafi dominated the country, while democracy was not seen. Therefore, the political preferences of the rulers from the monarchical order have also been the determinant of state policies. Libya has oil resources, is located in a very important geography in the south of Europe and has an important position on the migration route, which has made it an inevitable actor that should be taken into account by the European Union. Especially after the September 11, 2001 attacks, the phenomenon of irregular migration associated with security has made the relations between the European Union and Libya more important. After the terrorist attacks in Europe, irregular migration became the main agenda item. The Libyan crisis is a very convenient case study in order to analyze the policies of the member states of the Union in the context of migration and security. From this point of view, both the political relations of the member states of the Union with each other in the context of integration theories and their foreign actions on the Libyan policy can be analyzed on the axis of national interests. While the national interests of the European Union member states are still very strongly protected, the most important element of this is security. When it comes to their security, the member states of the Union put their integration strategies into the background. They are reluctant to transfer their sovereignty to the higher authority against irregular migration movements, which they consider very important for their security. In addition, they do not hesitate to act as can be seen in the example of Libya, even if it is against each other's interests for their migration and security. The Libyan events are a very convenient area to analyze why the member states of the European Union have failed to act jointly. The study aims to contribute to the scientific field by completing this deficiency in the scientific literature.
  • Item
    Geç Osmanlı dönemi basınında bir merak unsuru ve rol model olarak Japonya
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Aslan,Cem Evrim
    Türkiye'de yerleşik medya ve basın tarihyazımı çalışmalarında sıklıkla iki hat üzerinden bir izlek çıkarılmaktadır. Bu hatlar ABD ve Avrupa'daki felsefe ve tarih alanına içkin tartışmaların medya ve basın tarihyazımına uyarlanmış hâli olan liberal basın anlatısı ve ulus devlet merkezli metodolojik milliyetçilik yaklaşımıdır. Tarihi, sondan bakışla düzçizgisel ilerleme misyonuyla kurgulayan bu yaklaşımlarda basının iktidar karşısında kamuoyu oluşturma, halkın sorunlarını dile getirme veya modernleşmeye dair alternatif politik yaklaşımlar geliştirerek bu doğrultuda hükümetlere baskı yapabilme gücü yalnızca kapitalist blokta yer alan ülkelerin basınına ait bir yeti olarak ele alınmıştır. Dolayısıyla bu bakış, Osmanlı basınını geriye dönük yargılamakta ve sansür, sürgün veya gelişmiş kapitalist bir pazar olmaması gibi gerekçelerle pasif bir konuma iterek imparatorluğun modernleşme sürecinde basın sanki yokmuş, varsa da yalnızca Avrupalı devletleri görerek bir modernleşme kurgulamış gibi çıkarımda bulunmaktadır. Oysa bu yerleşik, Batı merkezli okumaları kıran bir örnek olarak Osmanlı modernleşmesi sürecinde Japonya'yı bir rol model olarak inşa eden yüzlerce yazının varlığı görmezden gelinmiştir. İşte bu çalışma kapsamında Japonya'yı Osmanlılar açısından bir rol model olarak inşa eden yazılara odaklanılmış ve Osmanlı gazetecileri açısından Japonya'nın adım adım, kendi toplumsal ve siyasal bağlamları temelinde adeta Osmanlılar açısından bir modernleşme aynası olarak kurgulandığı görülmüştür. Japonya'nın dört farklı tema üzerinden rol model olarak inşa edildiği bu yazılarda, gazetecilerin modernleşmeyi hiç de Batı merkezli olarak düşünmedikleri, aksine imparatorluğun Japonya'nın örnek alınarak ortaya konacak reçetelerle hayatta kalmayı başaracağına yönelik çıkarımları saptanmıştır. Hatta iki devlet arasında, siyasal bir ittifak için en çok çaba gösteren gazeteciler olmuştur. Dolayısıyla bu çalışma Japonya örneği üzerinden, bahsi geçen yerleşik yaklaşımları aşmaya yönelik bir alternatif geliştirme arzusundadır. The historiography of the media and the press in Turkey is often traced along two lines. These are the liberal press narrative which is an adaptation of debates in philosophy and history in the U.S. and Europe to media and press historiography, and the nation-state centered methodological nationalism approach. According to these historical constructs that prioritize linear progression, the ability of the press to form public opinion against the government, voice people's issues, develop alternative political approaches to modernization and put pressure on government is deemed as a capability that belongs only to the press of countries in the capitalsit bloc. Therefore, this perspective retrospectively evaluates the Ottoman press and places it passively due to censorship, exile, or a less developed capitalist market. It implies that the press did not contribute to the modernization of the empire or at best, only looked towards European states for inspiration. This approach lacks objectivity and does not account for the potential role of the press in Ottoman modernization. However, the presence of numerous articles portraying Japan as a role model in the modernization of the Ottoman Empire, offering an example that challenges the traditional, Western-centric interpretations has been disregarded. This study focuses on articles that portray Japan as a model for the Ottomans. Ottoman journalists depict Japan as a step by step reflection of modernization for the Ottomans, considering their social and political contexts. In these articles, the journalists presented Japan as a model of modernization through four distinct themes. They firmly rejected the notion that modernization was purely Western-centered, instead, they proposed that the empire would thrive by modeling its policies on those of Japan. In fact, it was the journalists who played a pivotal role in the creation of a political alliance between the two states. Therefore, this study aims to provide a new approach as an alternative to the aforementioned established methods, using Japan as an example.
  • Item
    Anlam alanı teorisi açısından Rahman Suresinin analizi
    (Ankara Ünivesitesi, 2024) Uzun,Rahmetullah
    Semantik; anlamın incelendiği, anlama dair sorunların ele alındığı alanı ifade eden bir terimdir. Son yıllarda dil biliminin önemli bir disiplini hâline gelen semantik; dili anlam açısından ele almakta, başta kelime ve kavramlar olmak üzere dildeki farklı ögelerin işaret ettikleri anlamları ve aralarındaki anlamsal ilişkileri incelemektedir. Semantik yöntem ve teoriler, objektif kriterlere başvurarak dilsel ögelerin anlamlarına ulaşmayı hedeflemektedir. Bunların içerisinde önemli bir yere sahip olan semantik alan teorisi; aralarında ortak semantik özelliklerin bulunduğu kelimeleri ve kavramları bir araya getirerek anlama ulaşmayı kolaylaştırmaktadır. Semantik alan teorisi son yıllarda Kur'an çalışmalarında da başvurulan teorilerden biri olmuştur. Bu çalışmada Kur'an-ı Kerim'in surelerinden biri olan Rahman suresi semantik alan teorisi açısından analiz edilmiştir. Bu bağlamda öncelikle surede birbiriyle ortak anlam alanı oluşturabilecek kelime ve kavramlar tespit edilmiştir. Daha sonra bunların hem sözlük anlamları hem de ayetlerde kullanıldıkları anlamlar belirlenmeye çalışılmıştır. Son olarak, oluşturulan anlam alanlarındaki kelime ve kavramların aralarındaki semantik ilişkiler incelenmiştir. Semantics is a term that refers to the field where meaning is examined and problems related to meaning are being discussed. Semantics which has become an important discipline of linguistics in recent years, deals with language in terms of meaning and examines the meanings of different elements in the language, especially words and concepts and the semantic relations between them. Semantic methods and theories aim to reach the meanings of linguistic elements by applying objective criteria. The semantic field theory which has an important place among them, facilitates to reach the meaning by gathering words and concepts that have common semantic features. In recent years, the semantic field theory has also become one of the theories applied in the Qur'anic studies. In this study, surah Rahman one of the surahs of the Holy Qur'an has been analyzed in terms of the semantic field theory. In this context, first of all, the words and concepts that can form a common meaning field with each other in the surah have been determined. Afterwards, both their dictionary definitions and the meanings they are used in the verses have been tried to be determined. Finally, the semantic relations between the words and concepts in the semantic fields have been examined.
  • Item
    Korku Ve Siyaset İlişkisi Bağlamında Hobbes İle Karşılaştırmalı Bir Spinoza Okuması
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Temel Kaymak,Açalya
    Bu çalışma “korku”yu siyasetin üç veçhesinde inceleyecek şekilde planlanmıştır: Kuruluş, düzen/sivil durum ve düzenin ortadan kalkması/itaatsizlik. İlk bölümde bir alt yapı sunulmuştur. Burada, siyasal düşüncenin klasik temellerine yer verirken, Platon, Aristoteles ve incelediğimiz iki düşünürle de sık sık ilişkilendirilen Machiavelli üzerinde durulmuştur. Ardından 17. yüzyıldaki tarihsel ve düşünsel ortamdan söz edilmiş, Kartezyen düşünceye ve Descartes’a geniş yer verilmiştir. Son olarak, siyasal düşünce bağlamında tartışacağımız zihin-beden, akıl-duygu, umut-korku gibi ikiliklerin Hobbes ve Spinoza tarafından nasıl ele alındığı incelenmiştir. Son olarak imaginatio’ya yer verilmiştir. Kuruluş bölümünde iki düşünürün doğa hali ve sözleşme kurgularında korku kavramının oynadığı rol incelenmiş ve iki düşünür açısından iki düşünsel ilke öne çıkmıştır. Bunlardan ilki korkunun bir “akıllı duygu” olarak ele alınması, ikincisi ise, iki kötülükten daha az kötü görünenin seçilmesi üzerine yapılan hesaplamadır. “Siyaset görünen iki kötülükten daha az kötü görünenin seçilmesi midir?” sorusu bu bölümden başlayarak, çalışmanın bütününde karşımıza çıkmıştır. Bu bölümde Spinoza bir doğal hukuk filozofu olabilir mi? Spinoza’da bir sözleşme kavramı var mıdır? Eğer varsa, Hobbes’taki sözleşmeye benzer mi; gibi sorular Spinoza’nın Hobbes ile bağlantısında belirleyici oldukları için çalışmaya dahil olmuştur. Bu bölümü bitirmeden önce, imaginatio yeniden, bu kez kuruluş efsanesi ve kurucu gücü açısından incelenmiştir. İkinci bölüme, kitlelerin yönetilmesi ve burada iki düşünür açısından korkunun ne şekilde rol oynadığı, korkusuz bir siyasetin mümkün olup olmadığı incelenmiş, burada Hobbes ile ilgili resim daha net bir şekilde belirmiştir. Spinoza açısından ise demokrasi ile ilgili tamamlanmamış görüşleri ve Spinoza demokrasisinin sınırları sorunu ile karşılaşılmıştır. Spinozacı demokrasinin bir ütopya mı yoksa sadece bir referans noktası 198 mı olduğu, “korkusuz kitlelerin korkunç” olabildiği düşüncesi etrafında korkusuz bir düzenin ne denli mümkün olabildiği, bu bölümün temel sorularıdır. Çokluğun içinde korkunun dolaşımının konu edildiği mimesis/imitatio başlığı altında ise, Spinoza açısından daha fazla incelenmeyi bekleyen, önemli yorumcuların da eksikliğini dillendirdiği bir mesele olarak “duyguların taklidi” konusu ele alınmıştır. Son bölümde ise, egemene karşı itaatsizliğe pek de alan bırakmayan Hobbes’a değinmenin ardından sorunsalımızın kaynağı olan Spinoza’ya odaklanılmıştır. Bu bağlamda, belirlediğimiz üç tema üzerinden bir direnişin imkânı olup olmadığı sorusu Spinoza’ya yöneltilmiştir. Bunlar: Hak ve güç özdeşliği, iki kötülükten daha az kötü görünenin seçilmesi sorunu ve son olarak, etkin ve edilgin oluş sorunudur. Son olarak, Spinoza’nın özgürlük değil, özgürleşme filozofu olduğu ve Spinoza’da özgürleşme ve korkudan özgürleşme potansiyelleri tartışılmıştır. Esas olarak çoğu Spinoza’dan kaynaklanan temalar tez boyunca izlenebilir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir: akıl-duygu karşıtlığı, akıllı duygu var mıdır, korku akıllı bir duygu mudur? Duyguların ikircikli biraradalığı olarak umut ve korku gerilimi, iki kötülükten daha az kötü görünenin seçilmesi kuralı, bir imkân ve kusur olarak hayalgücü, etkin ve edilgin oluş bağlamında siyaset, özgürlük ve özgürleşme fikri.
  • Item
    Yazma eserlerde bibliyografik niteleme: Rehber önerisi
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Kozan,Tuğçe
    En önemli yazılı kültürel miras öğelerinden olan yazma eserler geçmişin bilgi birikiminin gelecek nesillere aktarılmasını sağlayan çoğu orijinal kaynaklardır. Teknolojik gelişmelerle birlikte günümüzde bilgi merkezleri, bilgi kaynaklarına sahip olma, koruma ve saklama yöneliminden ziyade, kaynakların görünür olmasını sağlayarak kullandırma ve erişime açma yaklaşımını daha çok benimsemektedir. Koleksiyonunda yazma eser bulunduran bilgi merkezleri için bu değişim ancak eserlerin uluslararası standartlara uygun olarak bibliyografik nitelemelerinin yapılmasıyla mümkün olabilecektir. Bu çalışmada; Doğu/İslam yazma eserlerinin bibliyografik nitelemesi üzerinde durulmuştur. Türkiye'de yazma eserlerin bibliyografik nitelemesinde standart bir yaklaşımın olmaması birçok nedenden kaynaklanan bir sorundur. Otorite dizinlerinin eksikliğinin yanı sıra koleksiyonunda yazma eser bulunduran bilgi merkezlerinin dermelerinde ne kadar yazma eser olduğu, mevcut yazma eserlerin fiziksel, sanatsal ve içerik özelliklerinin neler olduğunun belirlenememesi gibi teknik sorunlar da bulunmaktadır. Ayrıca, kütüphanelerde bu işin kütüphanecilik eğitimi almamış ve kataloglama terminolojisinden uzak kişilerin sorumluluğuna bırakılması gibi yönetimsel sorunlar da yer almaktadır. Uluslararası kataloglama kuralı AACR2 ile üstveri standartları MARC ve RDA'da yer alan niteleme alanlarının yazma eser için doğru belirlenmesi ve alanlar arasındaki anlamlı ilişkinin ortaya konulmasında kişilerin bireysel tasarrufları ve kendi alışkanlıkları doğrultusunda bibliyografik kayıtlar hazırlanmasının önüne geçilmelidir. Bu çalışma; Türkiyede yazma eser koleksiyonlarının bilimsel ve kültürel özellikleri gözetilerek standart bibliyografik kayıtlarının oluşturulması amacıyla "yazma eserlerin bibliyografik nitelemesi" üzerine uygulanabilir bir rehber önerisi sunmaktadır. Manuscripts, which are among the most important written cultural heritage items, are the mostly original sources that enable the transfer of the knowledge of the past to future generations. With technological developments, information centers today are adopting the approach of making information resources visible, making them available and making them accessible, rather than owning, protecting and preserving. For information centers that have manuscripts in their collections, this change will only be possible by making bibliographic descriptions of the works in accordance with international librarian standards. This study focuses on the bibliographic description of Eastern/Islamic manuscripts. The lack of a standardized approach to the bibliographic description of manuscripts in Turkey is a problem arising from many reasons. In addition to the lack of authority indexes, there are also technical problems such as the inability to determine how many manuscripts are in the collections of information centers that have manuscripts in their collections and what the physical, artistic and content characteristics of existing manuscripts are. There are also managerial problems such as leaving this work to the responsibility of people who are not trained in librarianship and who are not familiar with cataloging terminology. In order to correctly determine the qualification fields in the international cataloging rule AACR2 and metadata standards MARC and RDA for manuscripts and to reveal the meaningful relationship between the fields, the preparation of bibliographic records in accordance with the individual savings and their own habits should be prevented. This study proposes a practical guideline on "bibliographic description of manuscripts" in order to create standardized bibliographic records of manuscript collections in Turkey, taking into account their scientific and cultural characteristics.
  • Item
    Almanya'da yaşayan Türk göçmen ailelerin 18-28 yaşlarındaki çocuklarına yönelik değer odaklı manevi güçlenme ve bakım programının etkiliğinin incelenmesi: Almanya Frankfurt Viernheim örneği
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Gürbüz, Abdulcelil
    Almanya'nın Farnkfurt şehrine bağlı Viernheim kasabasında yaşayan genç yetişkin bireylere Değer Odaklı Manevi Güçlenme Ve Bakım Programı uygulanmıştır. Bu doğrultuda genç bireylerin manevi gereksinimlerini belirlemek, bu gereksinimleri karşılamak için Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içerikleri hazırlamak ve gençlere uygulanan bu içeriklerin manevi iyilik hali, psikolojik iyi oluş ve Tanrı algısı düzeyleri üzerindeki etkiliğini değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu kapsamda gençlik, gençlik dönemi özellikleri ve gençlik dönemindeki sorularla manevi başa çıkma konuları arasındaki ilişki ele alınmıştır. Araştırmanın çalışma grubu Almanya/Frankfurt/Viernheim bölgesinde yaşayan 70 gönüllü genç yetişkin bireyden oluşturulmuş; gençlerin 35'i deney grubuna ve 35'i de kontrol grubuna atanmıştır. Manevi gereksinimleri belirleme aşamasında keşifsel desenin prensipleri benimsenmiş ve fenomenolojik araştırma yöntemi takip edilmiştir. Bu süreçte alanyazın taranmış, katılımcılar ile ikili görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Genç bireyler gözlemlenmiş ve araştırmanın her aşamasında alan uzmanlarına danışılmıştır. Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içeriklerini uygularken gerçek deneysel tasarımlı kontrol gruplu ön test-son test deseni takip edilmiştir. Giriş, içerik sunumu, konu ile ilgili ayetler, konu ile ilgili hadisler, konu ile ilgili kültürümüzden örnekler ve kalıcılığı sağlama adımlarından oluşan Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içerikleri tema odaklı grup toplantıları aracılığıyla uygulanmıştır. DOMAB uygulamasının manevi iyilik hali, psikolojik iyi oluş ve Tanrı algısı düzeyleri üzerindeki etkililiğini belirlemek amacıyla, bu üç değişkenin her birine yönelik ölçme araçları ön test, son test ve izleme testi olarak her iki katılımcı genç gruba uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre genç yetişkin bireylerin manevi gereksinimleri olduğuna ulaşılmıştır: Niyet, azim, tövbe, aşkın yanımız maneviyat, olumlu düşünme, sevgi, şükür, sabır, tevekkül, affetme, tek başınalık, iletişim ve barış ve mutluluk. Araştırma kapsamında hazırlanan Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içeriklerinin genç bireylerin manevi gereksinimlerini karşıladığı yapılan ikili görüşmeler ve gözlemler aracılığıyla tespit edilmiştir. Bunun yanında DOMAB içeriklerinin uygulandığı deney grubundaki gençlerin manevi iyilik hali, psikolojik iyi oluş ve sevgi yönelimli Tanrı algısı puanlarının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak genç yetişkin bireylerin manevi gereksiniminin olduğu, hazırlanan Manevi Güçlenme Ve Bakım programı içeriklerinin genç bireylerin hem manevi gereksinimlerini karşıladığı hem de onların Manevi iyilik hali, Psikolojik iyi oluş ve sevgi yönelimli Tanrı algısı ölçeği puanlarını artırdığı tespit edilmiştir. Value-oriented spiritual care programme (DOMAB) was applied to immigrant Turkish youth living in Viernheim town of Farnkfurt, Germany. In this direction, it was aimed to determine the spiritual needs of immigrant youth, to prepare spiritual care contents to meet these needs, and to evaluate the effectiveness of these contents applied to immigrant youth on spiritual well-being, psychological well-being and God perception levels. In this context, the relationship between youth, characteristics of the youth period, questions in the youth period and spiritual coping issues were discussed. The study group of the research consisted of 70 volunteer young people living in Germany/Frankfurt/Viernheim region and 35 of them were assigned to the experimental group and 35 to the control group. At the stage of determining spiritual needs, the principles of exploratory design were adopted and phenomenological research method was followed. In this process, the literature was reviewed and bilateral interviews were conducted with the participants. Migrant youth were observed and field experts were consulted. While implementing the spiritual care contents, a pretest-posttest design with control group and true experimental design was followed. Spiritual care contents consisting of introduction, content presentation, verses related to the subject, hadiths related to the subject, examples from our culture related to the subject and ensuring permanence were implemented through theme-oriented group meetings. In order to determine the effectiveness of spiritual care on spiritual well-being, psychological well-being and God perception levels, measurement tools for each of these three variables were applied to the participants in both groups as pre-test, post-test and follow-up test. According to the results of the study, it was found that immigrant Turkish youth basically have thirteen spiritual needs: Intention, perseverance, repentance, transcendental spirituality, positive thinking, love, gratitude patience, trust, forgiveness, solitude communication and peace and happiness. It has been determined through bilateral interviews and observations that the spiritual care contents prepared within the scope of the research meet the spiritual needs of immigrant Turkish youth. In addition, it was found that the levels of spiritual well-being, psychological well-being and love-oriented perception of God increased in the experimental group where spiritual care contents were applied. As a result, it was determined that immigrant Turkish youth had thirteen spiritual needs, and the spiritual care contents prepared both met the spiritual needs of the youth and increased their spiritual well-being, psychological well-being and love-oriented perception of God.
  • Item
    Social Hierarchy and the Carnivalesque in Early Modern English Comedy: William Shakespeare's A Midsummer Night's Dream, Thomas Dekker's The Shoemaker's Holiday and Ben Jonson's Bartholomew Fair
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Zainab Ismat Safa Eldeen Alnaftchı
    Rönesans döneminde, İngiliz toplumu ekonomik, sosyal, politik ve kültürel alanlarda hızlı bir büyümeye tanık oldu ve bu durum dönemin sosyal yapısına da yansımıştır. Bu çalışmanın amacı, Rönesans dönemi İngiltere'deki sosyal değişim ve hareketliliğin Rönesans İngiliz tiyatrosuna ait üç farklı komedide, Mikhail Bakhtin'in karnavalesk kuramı ışığında incelemektir. . Bu bağlamda, bir romantik komedi olan William Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası'nın (A Midsummer Night's Dream,1595 veya 1596) , şehir komedisi örneği Thomas Dekker'in Ayakkabıcının Tatili'nin (The Shoemaker's Holiday,1599) ve hiciv komedisi Ben Jonson'un Bartholomew Panayırı (Bartholomew Fair,1614) ele alınacaktır. Bu oyunlarda, karnavaleskin toplumsal hiyerarşinin sınırlarını geçici olarak bulanıklaştırarak toplumsal değişime nasıl yol açmaktadır. Bu amaçla, ilk bölümde Rönesans Dönemi İngiltere'deki sosyal tarihe, sosyoekonomik durum, sosyal hiyerarşi ve sosyal hareketliliğin izini sürülmekle beraber Bakhtin'in karnavalesk ve n Marksizm ve Max Weber'in toplumsal eylem gibi edebi kuramlarıele alınmaktadır.. Takip eden üç bölüm ise, farklı festivallerle ilintili üç farklı komedi eserine bakılmaktadır. Bir Yaz Gecesi Rüyası'nda (A Midsummer Night's Dream), 1 Mayıs (May Day), Yaz Ortası (Midsummer) ve Aziz Sevgililer Günü (St. Valentine's Day) olmak üzere üç festivalin özelliklerini barındırmakta ve ortaya çıkan büyüleyici dünyada sosyal sınırlar ve normlar geçici olarak ortadan bir nebze de olsa kalkarak gerçek dünyada (Atinalılar) ve peri dünyasında (doğaüstü yaratıklar) ayrı sosyal hiyerarşik gruplara bölünmüş farklı sosyal sınıflardan karakterleri, oyunun rüya uzamı (orman) bir araya gelmesine olanak tanıyor... Bir Yaz Gecesi Rüyası, tiyatronun karmaşık sosyoekonomik yönlerini Rönesans dönemi İngiltere'nin gelişen piyasa ekonomisiyle yansıtan tiyatro prodüksiyonunun zanaatkar ve ticari yönleri arasındaki gerilimleri ortaya koyuyor. Ayakkabıcının Tatili'nde (The Shoemaker's Holiday) Dekker, oyunun sonunda ayakkabıcılar için bir tatil haline gelen Shrove Tuesday'i kutlamak için soylular, tüccarlar ve zanaatkarlar gibi farklı sınıflardan karakterleri bir araya getirir. Oyun, sosyal hiyerarşinin bu katı ayrımını sunmasına rağmen, Simon Eyre'in sosyal hareketlilik bağlamında sosyal sınıf atlaması bu düzenin akışkanlığını gösterir. Böylece oyun, sınıfsal hareketliliği ve toplumsal çatışmanın üstesinden gelme gücünü ön plana çıkarıyor. Ayakkabıcının Tatili, Simon Eyre'nin komünal alanını, erken modern İngiltere'nin ticari ekonomik sistemine bir yanıt olarak, ustalar ile çalışanları arasında ticari uyum içinde birbirlerini destekledikleri ideal bir ilişkiyi tasvir ederek sunuyor. Bartholomew Panayırı (Bartholomew Fair), kaotik atmosferiyle Aziz Bartholomew Panayır Günü'nün ilgi çekici bir resmi tasvir ediliyor. Jonson, başta soylular, yeni ortaya çıkan orta sınıf ve yasadışı yeraltı dünyasının bireyleri olmak üzere farklı sosyal sınıflardan karakterleri tasvir ediyor ve onları fuarcılar ve çalışanlar olarak sınıflandırıyor. Fuar alanı, fuar çalışanlarının yanı sıra tüm fuar katılımcılarını da bir araya getiren, ticarileşmiş yeni ekonominin bir resmini sunan karnavalesk bir alan oluşturuyor. Bartholomew Panayırı, İngiltere'nin erken modern kapitalist toplumunda her şeyin nasıl ticarileştirildiğini anlatıyor. Fuar, sokak sesleri ve fuar çalışanları ile fuar katılımcıları arasındaki etkileşimi tasvir eden ticari faaliyetlerin iç içe geçmesiyle, tüm sosyal sınıfların bir araya gelerek ürünlerini özgürce satmak için bir araya geldiği rekabetçi bir pazar haline geliyor. Early modern English society witnessed rapid growth in economic, social, political, and cultural fields, which also reflected on the social structure of the period. This study focuses on the social changes in different types of early modern English comedies reflecting social change and mobility in early modern England. It adopts Mikhail Bakhtin's carnivalesque theory to explore the carnivalesque in three different types of comedy that have been composed in the early modern period, namely romantic comedy represented by William Shakespeare's A Midsummer Night's Dream (1595 or 1596), city comedy represented by Thomas Dekker's The Shoemaker's Holiday (1599) and satirical comedy represented by Ben Jonson's Bartholomew Fair (1614). It attempts to show how the carnivalesque functions to blur temporarily the boundaries of social hierarchy, giving way to social change. As the carnivalesque breaks down the social order, it provides new perspective on the social classes. To this end, the first chapter, focusing on social history in early modern England and the theoretical background for this study, traces the socioeconomic state, social hierarchy and social mobility in early modern England as well as discussing Bakhtin's theory of the carnivalesque and other literary theories, namely Marxism and Max Weber's social action, dealing with class formations and class consciousness. The three chapters that follow trace the social hierarchy and the carnivalesque in three different types of early modern English comedy that are set at different festival occasions. In A Midsummer Night's Dream, three festivals, namely May Day, Midsummer and Saint Valentine's Day are intermingled to produce a fascinating picture of Shakespeare's festival world. Shakespeare depicts characters from different social classes who are divided into separate social hierarchical groups, in the real world (Athenians) and in the fairy world (supernatural creatures) who are brought together in the dream space of the play (the forest) in which the social boundaries and norms can be blurred temporarily. A Midsummer Night's Dream reveals the tensions between the artisanal and commercial sides of theatrical production reflecting the complex socioeconomic aspects of the theatre with the emerging market economy of early modern England. In The Shoemaker's Holiday, Dekker brings together characters from different classes –the nobility, merchants and artisans to celebrate Shrove Tuesday, which becomes a holiday for shoemakers by the end of the play. Despite presenting this strict division of social hierarchy, the play shows the fluidity of this order by representing Simon Eyre's upward mobility which is the keyword in uniting the classes harmoniously together in love. Thus, the play foregrounds social mobility and the power of communality to overcome social conflict. The Shoemaker's Holiday presents Simon Eyre's communal realm as a response to the commercial economic system of early modern England by depicting an ideal relationship between masters and their employees in which they support each other in commercial harmony. In Bartholomew Fair, an intriguing picture of St Bartholomew's Fair Day is depicted with its chaotic atmosphere. Jonson depicts characters from different social classes, mainly the nobility, the new emerging middle class, and individuals of the illegal underworld, classifying them as being fairgoers and fair-workers. The space of the fair forms a carnivalesque space which combines all the fairgoers besides the fair-workers, offering a picture of the commercialized new economy. Bartholomew Fair presents how in the early modern capitalist society of England everything is commercialized. The fair becomes a competitive marketplace where all social classes gather to sell their goods freely reflecting a market with its intermingling of street noises and commercial activities depicting the interactions between fair-workers and the fairgoers. The carnivalesque elements in the three comedies mentioned above, blur the social hierarchy through their festive atmosphere transgressing the established social order and reflecting the fluid nature of early modern English society.
  • Item
    Kısas-ı Enbiyâ literatürünün siyer ilmine kaynaklık değeri (XI.-XIX. yüzyıllar)
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Cihangir, Mahmut
    Kısas-ı Enbiyâ türü Kur'ân'da geçen peygamberleri ve onların ümmetlerini ele alan, çoğunlukla kâinatın yaratılışıyla başlayan eserlerdir. Allah Kur'ân-ı Kerîm'de çeşitli peygamberlerin ve kavimlerin insanlığa örneklik teşkil etmesi, aynı zamanda ders ve ibret alınması için kıssalarını haber vermiştir. Kur'ân'ın önemli bir bölümünü ihtiva eden kıssalar, ilahi emirleri somutlaştırma ve yaşam tarzı olarak sunma noktasında büyük bir önemi haizdir. Peygamber hayatları, örneklik bakımından vahyin yaşantı haline getirilmiş halleridir. Bu sebeple insanlık tarihi açısından da büyük önem taşırlar. Özellikle Kur'ân'ın ve zaman zaman da Hz. Muhammed'in bu hayatlardan örnekler vermesi, ilk döneminden itibaren ümmet arasında "Kısas-ı Enbiyâ" konusunu hep canlı tutmuş, günümüze kadar bu alanda çok sayıda eser kaleme alınmasına vesile olmuştur. Çalışmamızda, İslam tarihi açısından büyük önemi haiz olan Kısas-ı Enbiyâ literatürünü, Siyer ilmine kaynaklık değeri açısından ele aldık. Bu alanda yazılan eserler çok fazla olduğu için, tek bir çalışma içerisinde inceleme güçlüğü nedeniyle 11 ile 19. yüzyıllar arasında kaleme alınan eserlerden, Hz. Muhammed'in hayatının hepsini veya bir bölümünü kronolojik olarak ele alan eserleri inceledik. Çalışmamız giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın amacı ve önemi, yöntem, kaynaklar ve araştırmalar, Kısas-ı Enbiyâ literatüründe yer alan eserler ve özellikleri ile bu başlık altında, bu tür içerisine giren eserlerin çeşitli yönleriyle incelendiği dokuz yan başlıktan oluşmaktadır. Birinci bölümde Kısas-ı Enbiyâ literatüründe Hz. Muhammed'in Mekke dönemi, ikinci bölümünde ise Medine dönemi anlatımları, Sîre ve tarih eserleriyle karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Kısas-ı Enbiyâs are works that discuss the prophets mentioned in the Quran and their communities, usually beginning with the creation of the universe. The Quran emphasizes the exemplary nature of various prophets and their communities, providing narratives of their stories for humanity to learn lessons and derive moral teachings. The narratives, constituting a significant portion of the Quran, hold great importance in concretizing divine commands and presenting a way of life. The lives of the prophets, transformed into living examples of revelation, carry immense significance in terms of setting precedents. Consequently, they hold great importance in the history of humanity. The Quran's extensive coverage of these narratives and occasional examples from the life of Prophet Muhammad have kept the topic of "Kısas-ı Enbiyâ" alive within the community, leading to the creation of numerous works on this subject over the years. In this study, we examined the Kısas-ı Enbiyâ literature, which is of great importance in Islamic history, in terms of its contribution to the science of Siyer. Due to the abundance of works in this field, our analysis focused on works from the 11th to the 19th centuries, exploring those that chronologically cover the entirety or specific aspects of Prophet Muhammad's life. The study comprises an introduction and two main sections. The introduction discusses the purpose and significance of the research, methodology, sources, and previous studies. It also examines nine subtopics related to works within the Kısas-ı Enbiyâ literature and their characteristics. The first section delves into narratives about Prophet Muhammad's Mecca period, while the second section compares narratives from the Medina period with Sîre and historical works.
  • Item
    İmpalsif klein-gordon s-dalga denkleminin spektral özellikleri
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Taş, Halit
    Bu tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm giriş kısmına ayrılmıştır. İkinci bölümde, spektral teori ve saçılım teorisinde kullanılan bazı temel kavramlar ve teoremler verilmiştir. Üçüncü bölümde, impalsif koşul ve bir sınır koşulu ile reel potansiyelli Klein-Gordon s-dalga denklemi tarafından elde edilen bir sınır değer problemi incelenmiştir. Problemin üst yarı düzlemde Jost çözümü ve Jost fonksiyonu elde edilmiş, elde edilen bu veriler yardımıyla da saçılım fonksiyonu tanımlanmış ve saçılım fonksiyonunun bazı özellikleri ispatlanmıştır. Ayrıca Jost çözümünün katsayılarıyla ilgili olan Jost fonksiyonu için asimptotik eşitlik verilmiştir. Dördüncü bölüm tartışma ve sonuç kısmına ayrılmıştır. This thesis consist of four chapters. The first chapter is devoted to the introduction. The second chapter, some well known basic definitions and theorems of spectral theory are given. The third chapter, a boundary value problem generated by the Klein-Gordon s-wave equation with a real potential with an impulsive condition and a boundary condition is examined. The Jost solution and Jost function of the problem in the upper half plane were obtained, and with the help of these data, the scatter function was defined and some properties of the scatter function were proven. Additionally, asymptotic equality is given for the Jost function, which is related to the coefficients of the Jost solution. The fourth chapter is devoted to discussion and conclusion.
  • Item
    Hitit ritüellerinde sağaltma ve arındırma
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2023) Alancı, Hilal Kutlu
    "Hitit Ritüellerinde Sağaltma ve Arındırma" başlıklı bu tez çalışmasının iki amacı vardır: (1) Söz konusu ritüeller aracılığıyla tedavi edilen hastalık, rahatsızlık ve olumsuzlukları incelemek, onlarla ilgili belirtilen semptomlar doğrultusunda da Hititler'in muzdarip olduğu durumların, modern tıpta benzer bir karşılığının olup olmadığını belirlemek. (2) Bu ritüellerdeki uygulamaların hastaların sağaltılması ve arındırılması noktasında başvurduğu edimleri, bu edimlerin işlevlerini ve bunlar doğrultusunda da ritüellerin hasta üzerinde nasıl bir etkiye sahip olmuş olabileceğini tespit etmektir. Bu doğrultuda beş bölümden oluşan bu çalışmanın üçüncü ve beşinci bölümleri asıl olarak çalışmanın amaçlarına yöneliktir. Diğer bölümler ise söz konusu ritüellerin unsurlarını, araçlarını, öğelerini ve doğasını daha iyi anlamlandırmamızı sağlayacak bilgi ve analizler içerir. Anahtar Kelimeler: Hitit, Ritüel, Sağaltma, Arındırma, Plasebo, İyileştirme This thesis titled "Healing and Purification in Hittite Rituals" has two purposes: (1) To examine the diseases, illnesses and negativities treated through these rituals, and to determine whether the conditions suffered by the Hittites have a similar equivalent in modern medicine, in line with the symptoms stated about them. (2) To determine the illocutionary and performative acts of the practices used in these rituals to heal and purify patients, the functions of these acts and, accordingly, what effect the rituals may have had on the patient. In this respect, the third and fifth parts of this five-part study are mainly related to the aims of the study. Other sections contain information and analyzes that will enable us to better understand the components, tools, agents, elements and nature of the rituals in question. Key Words: Hittite, Ritual, Healing, Purification, Placebo, Therapy
  • Item
    Uyarlama kayıtları
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Şahin, Hale
    Sözleşme, belirli bir amaca ulaşmak için yapılır. Taraflar, sözleşmenin içeriğini sözleşmeyle elde etmek istedikleri menfaatleri dikkate alarak belirlemektedir. Fakat, tarafların sözleşmeyle elde etmeyi amaçladığı menfaatlerin gerçekleşmesi gelecekteki gelişmelere bağlı olarak güçleşebilir. Taraflar, ihtiyatlı davranarak henüz sözleşmenin kurulması sırasında veya sözleşmenin kurulmasından sonra fakat durum değişikliğinin gerçekleşmesinden önceki zaman aralığında sözleşmenin yapıldığı andaki koşulların değişmesi sebebiyle ortaya çıkacak sözleşme riskinin dağılımını aralarında anlaşarak belirleme özgürlüğüne sahiptir. Tarafların bu amaçla kararlaştırdıkları sözleşme hükümleri "uyarlama kayıtları"dır. Sözleşme özgürlüğüne göre, taraflar uyarlama kayıtlarını sözleşmeyle elde etmeyi amaçladıkları menfaatlerin niteliğine göre farklı şekillerde kaleme alabilir. Bu sebeple, her türlü uyarlama kaydını içeren bir hukuki tasnif yapılması mümkün değildir. Bununla birlikte, uyarlama kayıtlarından doğan hukuki sorunları çözebilmek için bu kayıtların sistematik bir şekilde incelenmesi zorunludur. The parties conclude a contract for a specific purpose. They determine the contract terms according to this purpose. However, depending on future developments, one of the parties' performance may become more onerous. In this case, the parties may need to adapt the contract. Freedom of contract allows the careful parties to allocate the risk that may arise due to the change of circumstances even before they occur. The contractual terms used for this purpose are (contractual) adjustment or adaptation clauses. This thesis conducts a comprehensive study on adjustment clauses using the comparative law method and the economic analysis of law. In this study, the adaptation method the parties agreed on determines the validity of the adaptation clauses. The results demonstrate that current statutory provisions on individually negotiated contracts in Turkish law ensure contractual justice in adaptation clauses. However, the same conclusion does not apply to the statutory provision on unilateral adaptation clauses in standard form contracts. Therefore, this provision needs to be amended.
  • Item
    Vâkıʻâtu Hüdâyî'nin I. (18 Şaban 985-25 Zilkâde 985) ve II. ciltlerinin tahlîl, tahkîk ve incelemesi
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2023) Nalbat, Mustafa
    Araştırmamızda Osmanlı tarihinin en etkili sûfîlerinden biri olan Azîz Mahmud Hüdâyî'nin Vâkıʻât adlı kitabının birinci cildinden 18 Şaban 985 ile birinci cildin bitiş tarihi olan 25 Zilhicce 985 tarihine kadarki bölümünün, ikinci cildinin ise tamamının tahlîl ve tahkîki yapılmıştır. Çalışmamızın bitmesiyle birlikte toplam üç cilt olan Vâkıʻât'ın tamamının tahlîl ve tahkîki bitirilmiştir. Böylece yazma halinde bulunan eser tahlîl ve tahkîkinin bitirilmesiyle tamamen ortaya çıkarılmıştır. Bizim çalışmamızdan önceki çalışmalarda eserin tamamının içeriği hakkında kapsamlı bilgi verilmemiştir. Biz ise yaptığımız tahlîl ve tahkîk çalışmasıyla beraber eserin tamamını okuyarak eserin tazammun ettiği konuları da anlatmaya çalıştık. Çalışmamıza eserin mevcut yazmalarını kütüphanelerden toplayarak başladık. Bütün yazmaları topladıktan sonra hazırlık okumaları yaparak tahkîkte kullanacağımız nüshaları seçtik. Eserin tahlîl ve tahkîki esnasında eserden tercümeler de yaparak çalışmamızın Türkçe kısmı için de başlıklar oluşturduk. Aynı zamanda Azîz Mahmûd Hüdâyî ve Mehmed Muhyiddîn Üftâde hakkında yapılmış çalışmaları da okuduk. Oluşturduğumuz başlıklarla alakalı olarak tasavvuf klasiklerine baktık. Bu süreçten sonra çalışmamız üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde Üftâde ve Hüdâyî'nin hayatları hakkında bilgi verilmiştir. Özellikle Üftâde'nin hayatı hakkında bilinenleri değiştiren malumata ulaşılmıştır. İkinci bölümde eserin ve nüshalarının tanıtımı yapılmıştır. Eserin içeriği hakkında yeni konu başlıkları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Muhyiddîn Üftâde'nin manevi eğitimine yer verilmiştir. Çalışmamızın ekinde ise Vâkıʻât'ın tahlîl ve tahkîki yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Üftâde, Hüdâyî, rüyâ, temessül, vahdet-i vücûd, tâbir. In our research, the section from the first volume of Azizi Mahmut Hüdâyî's book Vâkıʻât, one of the most influential Sufis in Ottoman groups, from 18 Şaban 985 to 25 Zilhijce 985, the end date of the first shell, and the second content of the whole, were analyzed and verified. There is no part of Vâkıʻât, which has three volumes in total, that has not been analyzed and investigated with our work. Thus, the work, which is in manuscript form, has been completely revealed by the completion of its analysis and investigation. Comprehensive information has not been given about the content of all previous texts. On the other hand, besides the analysis, we read the whole work and tried to explain the issues that implied the work. We started our work by collecting the existing manuscripts from the libraries. After collecting all the manuscripts, we made preparatory readings and recorded the copies that we would use in the investigation. During the analysis and verification of the work, we also made translations from the work and created titles in Turkish for our work. At the same time, we read the works of Azîz Mahmûd Hüdâyî and Mehmed Muhyiddîn Üftâde. We looked at the classics of Sufism as relations with the information we created. After these studies, our study is divided into three elements. In the first part, information is given about the lives of Üftâde and Hüdaî. In particular, information about Üftâde's life has been reached. Second hand works and copies were introduced. New topics about the content of the work. The third chapters included analysis and investigation. Keywords: Üftâde, Hüdâyî, dream, representation, unity of existence, expression.
  • Item
    Başörtüsünden vazgeçme deneyimi
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Yalçın, Rukiye Kardaş
    Başörtüsü konusu dindarlığın en görünür biçimi olması açısından Türkiye devletinin kuruluşundan itibaren gündemdeki yerini korumuştur. Başörtüsü Türkiye'de hem dindarların hem de sekülerlerin çatışma ve otorite malzemesi olma konumunu günümüzde de koruması açısından önemli bir yerdedir. Başörtüsü kadın deneyimlerinin önemsenmesi açısından kıymetlidir. Bu açıdan başörtüsü Sosyal bilimlerde pek çok açıdan tartışılan bir mesele haline gelmiştir. Bu çalışma başörtüsünden vazgeçen kadınların kendi açıklama ve deneyimlerinden yola çıkarak başörtüsünden vazgeçme sürecini anlama ve derinlemesine değerlendirme çabası içerisindedir. Çalışmada Türkiye özelinde din, kadın, örtünme, örtünme pratiğini etkileyen modernleşme, sekülerleşme, kentleşme, başörtüsü yasakları etkenler, başörtüsünün imaj ve modayla ilişkisi gibi konular yer almaktadır. Ayrıca çalışmada başörtüsü kullanmayı bırakan kadınlarla derinlemesine görüşmeler yapılarak onların kendi ifadelerinden süreç içerisindeki deneyimleri karşılaştıkları ya da maruz kaldıkları durumlar, dini inanç ve deneyimleri ve bu konudaki değişimleri ele alınmaktadır. Katılımcıların başörtüsünden vazgeçme deneyimi, her birinin kişiliği, aile öyküsü, inançları ve yaşantıları farklı açılardan dikkat çekmektedir. Bu açıdan mesele tek bir sebep ve değerlendirmeyle açıklanabilecek bir konu değildir. Bu çalışmada da tek yönlü açıklama ve değerlendirmelerden kaçınılmıştır. The headscarf issue has maintained its place on the agenda since the establishment of the Turkish state, as it is the most visible form of religiosity. The headscarf has an important place in Turkey as it maintains its position as a source of conflict and authority for both religious and secular people today. The headscarf is valuable in terms of giving importance to women's experiences. In this respect, the headscarf has become an issue discussed in many aspects in social sciences. This study attempts to understand and in-depth evaluate the process of giving up the headscarf, based on the explanations and experiences of women who give up the headscarf. The study includes topics such as religion, women, veiling, modernization, secularization, urbanization, factors affecting the veiling practice, headscarf bans, and the relationship of the headscarf with image and fashion in Turkey specifically. In addition, in-depth interviews are conducted with women who gave up thheadscarf in the study, and their experiences during the process, the situations they encountered or were exposed to, their religious beliefs and experiences, and their changes in this regard are discussed from their own statements. The participants' experience of giving up the headscarf, each person's personality, family history, beliefs and lives attract attention from different perspectives. In this respect, the issue is not an issue that can be explained with a single reason and evaluation. In this study, one-sided explanations and evaluations were avoided
  • Item
    Yönetim ve psikoloji üzerine eleştirel bir inceleme
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Yalçın, Yeşim Akın
    Psikolojinin bir bilim olarak ortaya çıkması 19. yüzyılın sonunda Kıta Avrupası'nda gerçekleşmiştir. 19. Yüzyıl aynı zamanda sanayi kapitalizminin de geliştiği dönemdir. Kapitalizm öncesi görülen, genel olarak zora dayalı toplumsal kontrol ve işgücü denetimi yöntemleri endüstriyel kapitalizmle birlikte yerlerini sistematik ve bilimsel yöntemlere bırakmıştır. Psikoloji de hem bir bilim hem de pratikler alanı olarak işgücü denetimi ve toplumsal kontrolü sağlamada araçsal bir rol üstlenmiştir. Psikolojinin kuramsal içeriği ve uygulama araçları Fransa'da ve ABD'de farklı biçimlerde gelişmiş, bu gelişimin hem nedeni hem de sonucu olarak Fransa'da kamucu, toplumsal hijyen odaklı, politik hedefleri olan ve desteğini Cumhuriyetten ve devletten alan bir psikoloji bilimi söz konusu olmuştur. ABD'de ise piyasanın ihtiyaçlarına dönük, bireylere yönelik zihinsel hijyen odaklı, politik hedefleri olmayan ancak sermaye sınıfının finansal desteği ile kuram ve pratiklerinde sermayenin belirleyiciliğinde gelişen bir yeni psikoloji doğmuştur. Bu farklılaşma, tezin iddiası doğrultusunda, psikolojinin tarihsel, toplumsal ve iktisadi koşullarla şekillendiğini göstermektedir. ABD yeni psikolojisinin temellerinde pragmatizm, ampirisizm, işlevselcilik, araçsal rasyonalite ve profesyonelliğin sermaye sınıfı tarafından piyasa için biçimlendirilmesi yer almaktadır ve bu yeni disiplin işgücü denetimi ile toplumsal kontrolü sağlamada "sermayenin hizmetkarı" konumunda yer almıştır. ABD yeni psikolojisi 1920'ler ile birlikte küresel ölçekte egemen psikoloji haline gelmiştir. Bu anaakım psikoloji günümüze dek, ekonomik krizlerin yol açtığı toplumsal hareketlere ve işgücü ilişkilerine müdahaleye yönelik yalnızca pratik araçlar değil aynı zamanda ideolojik işlevler yüklenen kuramsal paradigmalar üretmiştir. Söz konusu paradigmalar ve pratikler kapitalist birikim rejiminin ekonomik ve yapısal krizlerine göre şekillenmiş, toplumsal kontrol ve işgücü denetiminin sürekliliğini sağlama işlevlerini üstlenmiştir. Anaakım psikoloji bu araçsal konumunu sürdürmeye devam etmektedir. Psychology emerged as a science in Continental Europe at the end of the 19th century. The 19th century is also the period in which industrial capitalism developed. The generally coercive social control and labour force control methods seen before capitalism were replaced by systematic and scientific methods with industrial capitalism. Psychology, both as a science and a field of practices, has played an instrumental role in ensuring labour force control and social control. The theoretical content and application tools of psychology developed in different ways in France and the USA, and as both the reason and the result of this development, a publicist, social hygiene-oriented science of psychology emerged in France, with political goals and support from the Republic and the state. In the USA, a new psychology was born that was oriented to the needs of the market, focused on mental hygiene for individuals, did not have political goals, but developed under the financial support of the capital class and the determination of capital in its theories and practices. This differentiation, in line with the claim of the thesis, shows that psychology is shaped by historical, social and economic conditions. The foundations of the US new psychology include pragmatism, empiricism, functionalism, instrumental rationality and the shaping of professionalism by the capital class for the market, and this new discipline has become the "servant of capital" in ensuring labor control and social control. US new psychology became the dominant psychology on a global scale by the 1920s. To date, this mainstream psychology has produced theoretical paradigms that serve not only practical tools but also ideological functions for intervening in social movements and labor relations caused by economic crises. The paradigms and practices in question were shaped according to the economic and structural crises of the capitalist accumulation regime and assumed the functions of ensuring the continuity of social control and labor force control. Mainstream psychology continues to maintain this instrumental position.
  • Item
    Bir kısa devre olarak Anadolu Pop/Rock üzerine Lacanyen bir analiz
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Şahin, Türker
    Bu tez çalışmasında Kemalizm hegemonik bir söylem olarak kabul edilmiş ve Kemalizmin hegemonyasını kurarken ulus inşası içinde anlam alanını nasıl kurduğu müzik alanı üzerinden ele alınmıştır. Bu tez çalışmasının amacı, ideolojinin müziğe müdahalesi üzerine bir tartışma yürüterek Kemalist müzik anlayışında ideolojik fantazinin bilinçdışı olarak nasıl işler durumda olduğunu ortaya koymaktır. Buradan hareketle bu tez çalışmasında incelediğimiz Anadolu Pop/Rock müzik akımının ideolojik fantaziyi nasıl katettiğini, egemen ideolojiye karşı nasıl kinik bir tavır ortaya koyduğunu ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu bağlamda, bu çalışmada Anadolu Pop/Rock müzik akımı Kemalist hegemonik söylemin kısa devresi olarak ele alınmış; bu akımı ortaya çıkaran ve yükselişini sağlayan gelişmeler ile bu akımın temsilcilerinin müzik çalışmaları Lacanyen psikanalitik yöntem ile Laclau ve Mouffe'un kuramsal çerçevesi bağlamında analiz edilmiştir. Çalışmada Lacanyen psikanalizi temel alan bir ideoloji eleştirisi gerçekleştirilerek ideolojinin "çağırma ötesi boyutu" yani bilinçdışı olarak nasıl işlediği ortaya konmuştur. In this thesis, Kemalism is accepted as a hegemonic discourse and how Kemalism constructs the field of meaning in nation building while establishing its hegemony is analysed through the field of music. The aim of the this thesis is to conduct a discussion on the intervention of ideolology in music and to reveal how ideological fantasy operates unconsciously in the Kemalist understanding of music. From this point of view, the aim of this thesis study, folds the ideological fantasy and how it reveals a kynical attitude against the dominant ideology. In this context, in this study, the Anatolian Pop/Rock music movement is considered as a short-circuit of the Kemalist hegemonic discourse; the developments that led to the emergence and rise of this movement and the musical works of the representatives of this movement are analysed in the context of Lacanian psychoanalytic method and the theoreticel framework of Laclau and Mouffe. In the study, a critique of ideology based on Lacanian psychoanalysis is carried out and so "the beyond calling dimension" of ideology, in other words how ideology operates unconsciously, has been revealed.
  • Item
    Popülizmin popüler kültürdeki temelleri: Adalet anlatıları ve popülist moment
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Yanık, Aybars
    Bu çalışma ana akım popülizm kavrayışının popülist siyaset biçimlerini anlamak açısından katkı sunmakla beraber belirli sınırlılıkları da içerdiğini öne sürüyor. Popülist siyaseti ana akım siyasi aktörler üzerinden okumanın siyasal olanı anlamanın sınırlı bir biçimi olduğunu iddia ediyor. Öncelikle ana akım popülizm kavrayışının temel önermelerini ortaya koyuyor. Daha sonra, onların sınırlılıklarını gösteriyor. Popülist siyasi tasarıları daha geniş bir perspektiften kavramak ve bu tasarıların toplumsal dinamiklerle ilişkisini görmek için popüler kültür ve siyaset ilişkisini odağa almanın imkânlarından faydalanmak üzere popüler kültürel alana bakmayı öneriyor. Dizi ve filmlerin popüler kültürün hâlâ en önemli ürünlerinden biri olduğunu kabul edip seçilen dizi ve filmlerdeki "adalet anlatılarını" "popülist moment" kavramıyla ele alarak popülist siyasi tasarıları anlamayı öneriyor Böylece günümüzde yükselişe geçtiği iddia edilen popülist tasarıların ne tür toplumsal dinamiklerle alışverişe girdiğini daha derinlikli bir bakış açısından değerlendirmeyi öneriyor ve popülist siyasi kavrayışa dair yeni bir araştırma çerçevesi sunmaya çalışıyor. Anahtar sözcükler: Adalet anlatıları, popüler kültür, popülist moment, popülizm. This study contends that the mainstream conception of populism, while contributing to the understanding of contemporary populist political proposals, also contains certain limitations. It argues that reading populist politics through institutional political actors is a limited way of understanding the political. Therefore, it first lays out the basic premises of the mainstream conception of populism. Then, it shows their limitations. In order to grasp populist political projects from a broader perspective and to see their relationship with social dynamics, he proposes to look at the popular cultural sphere in order to take advantage of the possibilities of focusing on the relationship between popular culture and politics. Recognizing that TV series and movies are still one of the most important products of popular culture, it suggests analyzing populist political projects by addressing "narratives of justice" in selected TV series and movies with the concept of "populist moment". In this way, it tries to see with a deeper understanding what kind of social dynamics populist projects, which are claimed to be on the rise today, are interacting with and to offer a new research framework for populist political understanding. Keywords: Narratives of justice, popular culture, populism, populist moment.
  • Item
    Yabancı dilde eşdizimli öğelerin öğretimi: Derlem temelli bir inceleme
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Uçman, Tuba Yılmaz
    İngilizcenin yabancı dil olarak öğretildiği ülkemizde ders kitapları başat dil girdisi kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Bu bakımdan ders kitaplarında öğretimi üzerinde durulan sözvarlığı büyük bir önem taşımaktadır. Sözvarlığı konusunda ise derlem dilbiliminin dilin doğasına ışık tutmasıyla birlikte, sözcük örüntüleri ön plana çıkmakta ve eşdizim kavramı günümüzde sıklıkla tartışılan bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sözü edilen çerçevede bu çalışmada, İngilizce ders kitaplarında yer verilen eşdizimli öğelere ilişkin derlem dilbilimsel ve öğretimsel boyutlarda bir betimleme yapılması amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda öncelikle MEB ortaöğretim 9. sınıf ders kitaplarında yer alan eşdizimli öğelerin sıklık görünümleri belirlenmiştir. Sonrasında sıklık görünümleri belirlenen eşdizimli öğelerin İngiliz Ulusal Derleminde yer alan öğelerle ne düzeyde örtüştüğü tespit edilmiştir. Bu kapsamda İngiliz Ulusal Derlemiyle karşılaştırıldığında ders kitaplarında daha fazla sıklıkta ve daha az sıklıkta kullanılan eşdizimli öğeler ortaya çıkarılmıştır. Ardından hazırlanan kontrol listeleriyle eşdizimli öğelerin ders kitaplarında nasıl sunulduğuna ve öğretildiğine ilişkin bir betimleme sunulmuştur. Çalışmadan elde edilen sonuçlarda ders kitaplarında yer verilen eşdizimli öğelerin % 66'sının İngiliz Ulusal Derlemiyle karşılaştırıldığında daha fazla sıklıkta kullanıldığı; bununla birlikte % 34'ünün ise anadili derlemine kıyasla daha az sıklıkta kullanıldığı görülmüştür. Ayrıca ders kitaplarının eşdizimli öğelerin öğretimi konusunda yeterli olmadığı saptanmış ve eşdizimli öğelerin öğretimi özelinde ders kitaplarında değiştirilmesi, geliştirilmesi ve yeniden düzenlenmesi gereken boyutlar olduğu ortaya konmuştur. In our country, where English is taught as a foreign language, textbooks are considered to be the primary source of language input. In this respect, the vocabulary emphasized in textbooks holds great significance in terms of teaching. Regarding vocabulary, as corpus linguistics sheds light on the nature of language, word patterns come to the forefront and the concept of collocation becomes a frequently discussed issue today. Within the mentioned framework, in this study it is aimed to provide a corpus linguistics and pedagogical description of the collocations included in English textbooks. In this regard, initially the frequency occurences of the collocations in the 9th grade textbooks of the Ministry of National Education were identified. Subsequently, it was determined to what extent the collocational items with identified frequency occurences align with the items in the British National Corpus. In this context, collocations that were overused and underused in the textbooks were revealed compared to the British National Corpus. Following that, a descriptive analysis was given on how the collocations were presented and taught in the textbooks using the prepared checklists. The results obtained from the study indicated that 66 % of the collocational items included in the textbooks were overused when compared to the British National Corpus while 34 % of the collocational items were found to be underused compared to the native language corpus. Furthermore it has been determined that textbooks are not adequate in terms of teaching collocations and it has been revealed that there are dimensions specifically related to the teaching collocations that need to be changed, improved, and reorganized in the textbooks.