01-YÜKSEK LİSANS TEZLERİ

Browse

Recent Submissions

Now showing 1 - 20 of 14457
  • Item
    Organik Solvent İnfüzyon Tekniği İle Tohuma Uygulanan Thiram'ın Şeker Pancarı Kök Yanıklığı Etmeni Pleospora Betae'ya Karşı Etkilerinin Belirlenmesi
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Karaaslan Öztürk,Münevver
    şeker pancarı (Beta vulgaris var. saccharifera), dünya şeker pancarı üretiminin önemli bir kısmını sağlayan ve Türkiye'deki çiftçiler için önemli bir gelir kaynağı olan bir endüstri bitkisidir. Pleospora betae şeker pancarı bitkilerinde tohumla taşınan ve zarara sebep olan önemli bir patojendir. Türkiye'de hastalığın mücadelesinde 400g/100 kg tohum oranında Thiram kullanılması önerilmektedir. Ancak, tohum enfeksiyon oranının yüksek olması ve derin enfeksiyonlar hastalığın mücadelesini zorlaştırmaktadır. Bu çalışmada P. betae’nin neden olduğu tohum enfeksiyonlarını önlemede organik solvent infusion tekniği ile Aranka ve Terranova çeĢidi tohumlarda asetonla birlikte uygulanan Thiram'ın etkinliği araştırılmıştır. Nemli hücre denemelerinde %70 ve %99 oranında asetonun tohumlarda önemli çimlenme kaybına neden olmadığı görülmüştür. Asetonla birlikte thiram uygulamalarında çimlenme oranında önemli bir değişim görülmezken, tohum üzerinde hastalık etmeninin gelişimi önemli oranda azalmasına rağmen tamamen engellenememiştir. Saksılarda yapılan denemelerde, hastalık oranı yüksek Aranka cv. tohumlarında %70 aseton ile birlikte thiram uygulaması çıkış oranında önemli azalmalara neden olurken, çıkıĢ yapan bitkilerde hastalık oranı önemli oranda azalmıştır. Bulaşıklık oranı daha düşük olan Terranova cv. tohumlarında ise çimlenme oranında büyük değiĢimler görülmemiştir. Ayrıca bu çalışmada Penthiopyrad (125 ve 250 ml /100kg), ve Fluxapyroxad (75ve150ml/100kg) adlı fungisitlerin tohumlara uygulandığında nemli hücre denemelerinde tohum üzerinde hastalık gelişimini önemli oranda azaltmasına rağmen, saksı denemelerinde hastalık üzerinde önemli bir engelleyici etki göstermediği belirlenmiştir.
  • Item
    Aydınlatılmış onam
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Ergül,Muhammed Erman
    Dünya tarihinde yaşanan üzücü olaylar sonrasında, yaşanan acıların tekrar yaşanmaması için çeşitli önlemler alınmaktadır. Aydınlatılmış onam, özellikle 2. Dünya Savaşı'nda yaşanan üzücü olaylara karşı hukuki bir önlemdir. Bu önemi nedeniyle aydınlatılmış onam alınması zorunluluğu, bizzat Anayasa'da düzenlenmektedir. Tıbbi müdahale öncesinde Aydınlatılmış onam alınarak, kişilerin kendi iradeleri dışında tıbbi müdahaleye tabi tutulmalarının önüne geçilmektedir. Kişilerin doğru karar verebilmeleri ise, teşhis ve tedavi sürecine ilişkin olarak yeterli düzeyde aydınlatılmalarına ve buna uygun olarak kendilerinden onam alınmasına bağlıdır. Bu anlamda kendisinden onam alınacak kişinin, kendisine yapılan aydınlatmayı kavrayacak ve tıbbi müdahaleye ilişkin doğru kararı alacak düzeyde olması gerekir. Aydınlatılmış onama ilişkin olarak sadece Anayasa'da değil birçok farklı mevzuatta düzenlemeler bulunmaktadır. Hem hastanın nasıl aydınlatılacağı hem de hastadan ne şekilde onam alınacağı hususu detaylı şekilde düzenlenmektedir. Ancak aydınlatma ve onam almanın kapsamı ve şekli, somut olaylara göre değişkenlik göstermektedir. Bu anlamda aydınlatılmış onama ilişkin düzenlemelerin, çerçeve düzenlemeler rolünde olduğu söylenebilir. Son olarak hastadan aydınlatılmış onam alınmadan tıbbi müdahalede bulunulması halinde hekimin hem hukuki hem de cezai sorumluluğu söz konusudur. Hatalı tıbbi müdahalelere ilişkin yargılamalarda temel hareket noktası ise tıbbi standartlara uygun bir şekilde müdahalede bulunmaktır. After sad events in the history of the world, various measures are taken to prevent the sufferings experienced from happening again. Informed constent is legal measure especially aganist the sad event happened in World War II. Due the this importance, informed constent is regulated in the constution itself. By obtaining informed consent before medical intervention, it is prevented that people are subjected to medical intervention against their will. The ability of people to make the right decision depends on their being adequately enlightened about the treatment process and obtaining consent from them accordingly. Because of this, the person who is deciding fate of treatment, must be at a level to comprehend the clarification made to him and to make the right decision about medical intervention. There are regulations not only in the Constitution but also in many different legislations. There are detailed regulations on how to informing the patient and how to obtain consent from the patient. However, the scope and form of clarification and consent will vary according to concrete cases. In this sense, It can be said that the arrangements for informed consent have the role of framework arrangements. Finally, if medical intervention is performed without informed consent from the patient, both civil and criminal responsibility of the medical doctor will arise. The main point of departure in the proceedings regarding erroneous medical interventions will be to intervene in accordance with medical standards
  • Item
    Özbek ve Türkiye Türkçesinde sevinç, beğeni ve sevgi ifade eden deyimlerin anlam ve aktarma açısından incelenmesi
    (Ankara Üniversitesi, 2023) Khabibullaev,Muzaffar
    Özbek ve Türkiye Türkçesinde sevinç, beğeni ve sevgi ifade eden deyimler üzerine yapılan bu çalışma, dört ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmada, sevinç, beğeni ve sevgi ifade eden deyimler, Rahmatullayev'in O'zbek Tilining Frazeologik Lug'ati, Yo'ldoshev, O'rinboyeva'nın O'zbek Xalq Dostonlarining Chastotali Izohli Frazeologik Lug'ati, Yo'ldoshev, Küçükağaoğlu, Yo'ldosheva'nın Özbekçe-Türkçe Deyimler Sözlüğü ve Aksoy'un Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü'nden alınmıştır. Çalışma, ön söz ve giriş dışında birinci bölüm, ikinci bölüm, üçüncü bölüm, dördüncü bölüm, kaynakça ve sonuçtan oluşmaktadır. Birinci bölümde, Özbek Türkçesinde deyim terimi ve deyimlerle ilgili teorik çalışmaların tarihçesine yer verilmiştir. Bu teorik çalışmalar, kronolojik sırayla ele alınmıştır. İkinci bölümde, duygu tanımı açıklanmış, temel duygularla ilgili dünyada, Türkiye'de ve Özbekistan'da yapılan sınıflandırılmalara yer verilmiştir. Ayrıca tez başlığımızı oluşturan sevinç, beğeni ve sevgi ifade eden deyimlerin listesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde; iki lehçedeki deyimler, tam eş değer deyimler, kısmi eş değer deyimler, eş değeri kalıplaşmış ifade ile karşılanan deyimler ve karşılığı olmayan deyimler alt başlıkları altında incelenmiştir. Özbek Türkçesi deyim sözlüklerinde bulunan ancak Türkiye Türkçesindeki deyim sözlüklerinde bulunmayan, günlük dilde kullanılan kalıplaşmış ifadeler vardır. Aynı şekilde Türkiye Türkçesi deyim sözlüklerinde bulunan ama Özbek Türkçesi deyim sözlüklerinde bulunmayan ancak günlük dilde kullanılan kalıplaşmış ifadeler de mevcuttur. Bu kalıplaşmış ifadeler hem anlam hem yapı bakımından diğer lehçedeki deyime karşılık geldiği için teze alınması uygun görülmüştür. Dördüncü bölümde ise Özbek Türkçesinden Türkiye Türkçesine ve Türkiye Türkçesinden Özbek Türkçesine aktarılan altı romandaki sevinç, beğeni ve sevgi ifade eden deyimlerin aktarımı değerlendirilmiştir. Sonuç kısmında tezde ulaşılan sonuçlar verilmiştir. Tezde yararlanan bütün kaynaklar kaynakça kısmında alfabe sırasına göre verilmiştir. This study on idioms expressing joy, admiration, and love in Uzbek and Turkish languages has been developed within four main sections. This study is based on Rahmatullayev's O'zbek Tilining Frazeologik Lug'ati, Yo'ldoshev and O'rinboyeva's O'zbek Xalq Dostonlarining Chastotali Izohli Frazeologik Lug'ati, Yo'ldoshev, Küçükağaoğlu and Yo'ldosheva's Uzbek-Turkish Idioms and Aksoy's Dictionary of Proverbs and Idioms. Apart from the preface and introduction, the study consists of the first part, the second part, the third part, the fourth part, the bibliography and the conclusion. In the first chapter, the term idiom in Uzbek and the history of theoretical studies on idioms are presented. These theoretical studies are discussed in chronological order. In the second part, the definition of emotion is explained and the classifications of basic emotions in the world, Turkey and Uzbekistan are given. In addition, a list of idioms expressing joy, admiration and love, which constitute our thesis title, has been made. In the third part; idioms in two dialects are examined under the sub-headings of fully equivalent idioms, partial equivalent idioms, idioms with an equivalent expression, and idioms with no equivalent. There are expressions used in everyday language that are found in Uzbek idiom dictionaries but not in Turkish idiom dictionaries. In the same way, there are expressions used in daily language, which are found in Turkish idioms but not in Uzbek idiom dictionaries. Since these expressions correspond to the idiom in the other dialect in terms of both meaning and structure, it was deemed appropriate to be included in the thesis. In the fourth chapter, the translation of idioms expressing joy, admiration and love in six novels translated from Uzbek to Turkish and from Turkish to Uzbek has been evaluated. In the conclusion part, the results obtained in the thesis are given. All sources used in the thesis are given in alphabetical order in the bibliography.
  • Item
    Sühreverdî'de bilginin kaynağı ve değeri
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Ghafoor,Dana Mustafa
    İslâm felsefesinin ikinci felsefî okulunun kurucusu olan Sühreverdî'nin epistemolojisi, İslâm felsefe tarihinde önemli bir yere sahiptir. Onun epistemolojisi Meşşâî felsefî sistemdeki mantıksal çelişkilerin çalışmasına dayanmaktadır. Sühreverdî'nin teorisi bilgi felsefesinde iki kısım içermektedir; birinci kısmı dönemdeki yaygın olan formel mantık geleneğini kırmaktır. Sühreverdî burada Akıl, duyular, birincil bilgiler vb. aracılığıyla elde edilmiş olan bilgileri eleştirmektedir. Sühreverdî ilk önce Aristotles'in tanım teorisinin yapısını eleştirir, bu da Aristotles'in mantık'ındaki çelişkileri göstermek için ve kendi İşrâk felsefesine ilk adımı atmak için önemli bir çabadır. Sühreverdî Aristo'nun tanım teorisini yetersiz ve sınırlı olduğunu gösterir. Ona göre şimdiye kadar bilgi edinmek için sunulan teoriler bizi kısmen doğruya götürebilmiştir. Ancak hiç birisi bize kesin bilgiyi kazandırmamıştır. Sühreverdî'nin o dönemdeki felsefî geleneğine karşı olan bu görüşü onun bilgi teorisinin ikinci kısmını yol açmaktadır. İşrâk felsefesinde üstünlük müşahede ve sezgiye verilmiştir ve Meşşâî felsefesinden farklı, bu yoluyla elde edilen bilgi, "kesbî" ilimden değil "huzûrî" ilimden sayılmaktadır. As the founder of the second philosophical school of Islamic philosophy, Suhrawardi's epistemology has an important place in the history of Islamic philosophy. His epistemology is based on the study of logical contradictions in the peripatetic philosophical system. Suhrawardi's theory includes two parts in the philosophy of knowledge; The first part is to break the tradition of formal logic that was common in the period. Suhrawardi, criticizes information obtained through Reason, senses, primary knowledge, etc. Suhrawardi, first of all criticizes the structure of Aristotle's theory of definition, which is an important effort to show the contradictions in Aristotle's logic and to take the first step into his own philosophy of Ishraq. Suhrawardi shows that Aristotle's definition theory is inadequate and limited. According to him, the theories presented to obtain information until now have partially been able to lead us to the truth. However, none of them has given us precise information. This view of Suhrawardi, which is against the philosophical tradition of that period, leads to the second part of his theory of knowledge. In the philosophy of ishraq, superiority is given to "Mushahada" observation and intuition, and different from Peripatetic philosophy, the knowledge obtained through this way is considered as a "Huzury" knowledge, not from "kesby" knowledge.
  • Item
    Social media in the age of anti-consumerism: An Instagram analysis of the Buy Nothing Day campaign
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Danışman,Can
    Bu tez, sosyal medya platformlarında gözlemlenen Kara Cuma karşıtı harekete özel olarak odaklanarak, özellikle COVID-19 sonrası dönemde aşırı tüketime karşı hareketleri incelemektedir. Çalışma, aşırı tüketimin olumsuz sonuçlarına ilişkin artan farkındalığı ve daha sürdürülebilir uygulamalara olan ihtiyacı vurgulayarak tüketime yönelik gelişen algı ve tutumları araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırmada açıklayıcı sıralı araştırma tasarımı çatısı altında, nicel olarak veri madenciliği ve nitel olarak içerik analizi değerlendirilmesinden oluşan karma yöntem kullanmaktadır. Bulgular, tüketim karşıtlığına yönelik ağırlıklı olarak olumlu bir duyguyu ortaya koyarak, tüketici tutumlarında daha bilinçli ve sürdürülebilir tüketim uygulamalarına doğru bir değişime işaret etmekedir. Araştırma COVİD-19 sonrası bilinçli tüketimin ivme kazanarak geleneksel tüketici zihniyetine meydan okumasını ve sorumlu tüketimin önemini göstermektedir. Instagram gibi sosyal medya platformları, tüketim karşıtı duyguların ifade edilmesi ve yayılması için güçlü araçlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu platformlar bireylerin görüşlerini paylaşmaları, farkındalık yaratmaları ve başkalarını sürdürülebilir uygulamalara yönelmeleri için alanlar sağlamaktadır. Şirketler, sürdürülebilirlik ve etik uygulamalara yönelik değişen tüketici beklentilerini karşılamak amacıyla kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) faaliyetlerinin ve yeşil pazarlama şeklindeki çabaların önemini giderek daha fazla fark etmektedir. Bu tez, günümüzdeki tüketici tutumları ve sosyal medyanın aşırı tüketime ilişkin kamusal söylemi şekillendirmedeki rolüne ilişkin mevcut literatüre katkıda bulunmaktadır. Aşırı tüketime karşı tartışmaları ve aktivizmi kolaylaştırarak sosyal medya platformlarının tüketim adına bilinçlenme ve olumlu değişimi teşvik etme potansiyelini vurgulamaktadır. This thesis explores the movements against overconsumption, particularly in the post- COVID-19 era, with a specific focus on the anti-Black Friday movement observed on social media platforms. The study aims to investigate evolving perceptions and attitudes towards consumption, emphasizing the growing awareness of the negative consequences of excessive consumption and the need for more sustainable practices. The research employs mixed method with consisting of data mining process involving an automated sentiment analysis and an evaluation of the posts by thematic analysis, under the roof of the explanatory sequential research design. The findings reveal a predominantly positive sentiment towards anti-consumption, indicating a shift in consumer attitudes towards more mindful and sustainable consumption practices. After COVID-19, individuals have started to reevaluate their priorities, advocating for conscious consumption. The anti-Black Friday movements have gained momentum, challenging the traditional consumerist mindset and emphasizing the importance of responsible consumption. Social media platforms have emerged as powerful tools for expressing and disseminating anti-consumption sentiments. These platforms provide spaces for individuals to share their views, raise awareness, and mobilize others towards sustainable practices. Companies are increasingly recognizing the significance of corporate social responsibility (CSR) activities and efforts in the form of green marketing in order to meet evolving consumer expectations for sustainability and ethical practices. The research contributes to the existing literature regarding contemporary consumer attitudes and the role of social media in shaping public discourse on overconsumption. It highlights the potential for social media platforms to foster positive change by facilitating discussions and activism against excessive consumption.
  • Item
    Türk Anayasa Hukukunda Yasama İhmali
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Şahin,Fatih
    Bu çalışmada yasama organının yasa yapmaya ilişkin yükümlülükleri ve bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi olgusu incelenmiştir. Anayasada yasama organına ait olduğu belirtilen birçok görev ve yetki bulunmaktadır. Şüphesiz yasama organının en önemli görev ve yetkisi yasa yapmaktır. Bu bağlamda yasama organının üzerine önemli görevler düşmektedir. Bu çalışmada yasama organının yasa yapma faaliyetine yönelik olan Anayasa kurallarının nasıl yorumlanması gerektiği, uluslararası hukukun yasama organının yükümlülükleri bağlamında nasıl bir etkiye sahip olduğu ve son olarak anayasa yargısı denetimi yapmakla görevli yargı organının yasama faaliyeti bakımından yasama organıyla nasıl bir etkileşim içerisinde olduğu ele alınmıştır. Bu bağlamda “yasama ihmali” kavramı incelenmiş, kavramın geçmişi ve karşılaştırmalı hukuktaki yansımaları açıklanmıştır. Bu açıklamaların ışığında Türkiye bakımından yasama organının ihmalleri değerlendirilmiştir. Son olarak Anayasa Mahkemesinin konuyu nasıl ele aldığı ortaya konulmuştur. In this study, the obligations of the legislative body concerning law-making and the phenomenon of non-fulfilment of these obligations are analysed. There are many duties and powers specified in the Constitution as belonging to the legislative body. Undoubtedly, the most crucial duty and power of the legislative body is to make laws. In this context, the legislative body has important duties. In this study, it is analysed how the constitutional rules regarding the law-making activity of the legislative body should be interpreted, how international law has an impact on the obligations of the legislative body, and finally, how the judicial body, which is responsible for constitutional judicial review, interacts with the legislative body in terms of legislative activity. In this context, the concept of "legislative omission" is analysed and its history and reflections in comparative law are explained. In the light of these explanations, the omissions of the legislative body in Turkey are assessed. Finally, it is presented how the Constitutional Court has addressed the issue.
  • Item
    Transmedya hikâye anlatıcılığı stratejisinin reklam kampanyalarında seyirci katılımı ve etkileşimindeki rolü: Barbie örneği
    (Ankara Üniversitesi, 2023) Demirkapu,Ece
    Web 2.0 teknolojileriyle internet ve bu bağlamda etkileşimin de pazarlama dünyasında baş aktörlerden biri olmaya başladığı günden bu yana medya alanında sayısız değişim yaşanmıştır. Geleneksel reklam ortamlarına dijital reklam ortamları da eklenmiştir ve bu dijital ortamların sayısı da her gün artmaya devam etmektedir. Bu reklam ortamlarından hangilerinin bir markanın reklam kampanyasında yer alacağı hususu ve reklam kirliliği içerisinde doğru mesajı, doğru hedef kitleye ulaştırma zorluğu günümüz reklamcılığında yaşanan en büyük problemlerdendir. Dolayısıyla bu zorlukları aşmak, tüketicilerin dikkatini çekmek ve onlarla iletişimi sürekli kılmak adına reklamcıların en sık başvurduğu yöntemlerden biri transmedya hikâye anlatıcılığı stratejisi olmaya başlamıştır. Bu bağlamda bu araştırma kapsamında transmedya hikâye anlatıcılığı stratejisi çerçevesinde reklam içeriklerinin nasıl şekillendirildiğini ve bu bağlamda etkileşim ile seyirci katılımının mecralar arasında değişkenlik gösterip göstermediğini saptamak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda bu tezin araştırma evreni, tüm transmedya reklam kampanyaları; örneklemi Mattel'in yapmış olduğu Barbie filminin reklam kampanyası olarak belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemi olan Barbie filminin reklam kampanyası ise Henry Jenkins'in 7 transmedya ilkesi çerçevesinde anlatı analizi ve örnek olay incelemesi yöntemleri ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda; transmedya hikâye anlatıcılığı stratejisiyle yapılan reklam kampanyalarında filmdeki anlatı unsurlarının reklamlarda da kullanıldığı, seyirci katılımı ve etkileşimin gerçekleştiği ve bunların her mecrada farklı gerçekleştiği sonuçlarına ulaşılmıştır. There have been numerous changes in the media field since the day when the internet and interaction in this context started to become one of the main actors in the marketing world with Web 2.0 technologies. Digital advertising media have been added to traditional advertising media, and the number of these digital media continues to increase every day. The issue of which of these advertising media will be included in a brand's advertising campaign and the difficulty of delivering the right message to the right target audience among advertising pollution are among the biggest problems experienced in today's advertising. Therefore, in order to overcome these difficulties, attract the attention of consumers and maintain continuous communication with them, one of the most frequently used methods by advertisers has become the transmedia storytelling strategy. In this context, this research aims to determine how advertising contents are shaped within the framework of transmedia storytelling strategy and whether interaction and audience participation in this context vary between channels. In this regard, the research universe of this thesis includes all transmedia advertising campaigns; the sample was determined as the advertising campaign of the Barbie movie produced by Mattel. The advertising campaign of the Barbie movie, which is the sample of the research, was examined with narrative analysis and case study methods within the framework of Henry Jenkins' 7 transmedia principles. As a result of the research in the advertising campaigns carried out with the transmedia storytelling strategy, it was concluded that the narrative elements in the film were also used in the advertisements, audience participation and interaction took place in campaign, and these occurred differently in each medium.
  • Item
    Nassı anlamada bir yöntem teklifi_ Nasr Hamid Ebu Zeyd örneği
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Türkcan,Tuğrul Çağrı
    Bu çalışma, Nasr Hamid Ebu Zeyd'in dinsel söylem ve dinsel söyleme karşı yöntemini incelemektedir. Ebu Zeyd, İslam dünyasının geri kalmışlığının temel sebebinin dinsel söylem olduğunu söylemektedir. O, dinsel söylemin Kur'an'ın kutsallığını istismar ederek İslam dünyasında hakim bir paradigma olduğunu; bunu da, dini, Arap geleneğine indirgeyerek yaptığını açıklamaktadır. İslam dünyasını geri kalmışlığa iten bu hakim Arap asimilasyonuna karşı mücadele etmesi gerektiğine dikkat çekmekte ve kendi yöntemini açıklamaktadır: Kur'an'ın bütünlük ilkelerine; "akıl, özgürlük ve adalet" ilkelerine dayanarak Kur'an'ın çok boyutlu bilimsel incelenmesi; vahyin tarihsel anlamı ve bağlamından yaşanan zamana evrensel amacının getirilmesidir. Kur'an yaşayan insanın yaşamına bir değer olarak sokulması ile değer yüklü insanın olgu ile arasındaki etkileşimden bilginin oluşacağını söylemektedir. Bu da İslam dünyasının yitiğini bulacağı, geri kalmışlık girdabından çıkma başlangıcı olacaktır. This study examines Nasr Hamid Abu Zeyd's method against religious discourse and religious discourse. Abu Zeyd says that the main reason for the underdevelopment of the Islamic world is religious discourse. He argues that religious discourse is a dominant paradigm in the Islamic world by exploiting the sanctity of the Quran; He explains that he did this by reducing religion to Arab tradition. He draws attention to the need to fight against this dominant Arab assimilation that pushes the Islamic world into underdevelopment and explains his own method: Based on the integrity principles of the Quran; Multi-dimensional scientific examination of the Quran based on the principles of "reason, freedom and justice"; is to bring the universal purpose of revelation from its historical meaning and context to the present time. The Quran says that by introducing a value into the life of a living person, knowledge will be formed from the interaction between the value-laden person and the phenomenon. This will be the beginning of the Islamic world to emerge from the vortex of backwardness in which it will find itself lost.
  • Item
    Türk hukukunda ve uluslararası hukukta iklim mültecileri: Geri gönderme yasağı bağlamında bir inceleme
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Bilgin,Oğuz Can
    İklim değişikliği ve afetler, tarih boyunca insan hareketliliğinin önemli sebeplerinden biri olmuştur. Günümüzde, iklim temelli göç hareketlerinin artması, bu göç hareketlerinin uluslararası arenada kavramsal olarak tanınması ve tanımlanmasının gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca bu kişilerin faydalanabileceği hukuki korumaların da belirlenmesi gerekmektedir. Çalışmada çevresel nedenler ve afetlerin olumsuz etkileri neticesinde, bulundukları ülkeyi terk edenler iklim mültecisi olarak nitelendirilmiştir. Ardından, uluslararası düzeyde öngörülen koruma statülerinin bu kişilere uygun ve etkili bir koruma sağlayamayacağı tespit edilmiştir. Sonrasında Türk hukuku çerçevesinde iklim mültecilerinin hangi kapsamda korunabileceği sorusu ele alınmış; Türk hukuku bakımından da bu kişilerin tam ve eksiksiz bir korumaya sahip olamayacağı belirlenmiştir. İklim mültecilerinin hem uluslararası hem de ulusal mevcut hukuki düzenlemeler kapsamında korunamayacağı tespit edildikten sonra, bu kişilerin alternatif olarak geri gönderme yasağı bağlamında korunup korunamayacağı sorusu incelemeye alınmıştır. Geri göndermeme ilkesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamında incelendiği madde ise işkence yasağını (ve içerik olarak da insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleyi) düzenleyen 3. maddedir. Bu doğrultuda, geri göndermeme ilkesinin iklim mültecilerine insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele kapsamında uygulanıp uygulanamayacağı hususu da maddeye ilişkin AİHM içtihadı doğrultusunda, iklim mültecilerinin ekonomik ve sosyal haklarına iklim değişikliği ve afetlerin olumsuz etkileri sonucu bir halel gelip gelmeyeceği çerçevesinde ortaya konmaya çalışılmıştır. Ek olarak iklim mültecilerine yönelik AİHS m. 3'e yönelik muhtemel gelişmelerin hem ilgili kişilerin korunmasına hem de Türk hukuku üzerindeki etkilerine değinilmiştir. Hayatta kalma endişesiyle gerçekleşen ve çok uzak olmayan bir gelecekte yüz milyonlarca insanı etkilemesi beklenen iklim değişikliği ve afetler nedenli göçlere karşı, hak temelli bir yaklaşımla geri gönderme yasağının kullanılması önerisi ortaya konmuştur. Climate change and disasters have been one of the major causes of human mobility throughout history. Today, the increase in climate-based migration movements reveals the necessity of conceptual recognition and definition of these migration movements in international arena. It is also necessary to determine the legal protections that these people can benefit from. In this study, those who leave their country as a result of the negative effects of environmental causes and disasters are characterized as climate refugees. Then, it is determined that the protection statuses envisaged at the international level cannot provide appropriate and effective protection to these persons. The question of the extent to which climate refugees can be protected under Turkish law was then addressed, and it was determined that these persons cannot have full and complete protection under Turkish law. After determining that climate refugees cannot be protected under both international and national existing legal regulations, the question of whether these persons can alternatively be protected in the context of the principle of non-refoulement is examined. Article 3 of the European Convention on Human Rights (ECHR) regulates the prohibition of torture (and inhuman or degrading treatment). Accordingly, the issue of whether the principle of non-refoulement can be applied to climate refugees within the scope of inhuman or degrading treatment has been tried to be revealed within the framework of whether the economic and social rights of climate refugees will be violated as a result of the negative effects of climate change and disasters, in line with the case law of the European Court of Human Rights (ECtHR) on Article 3. In addition, the possible developments regarding Article 3 of the ECHR for climate refugees have been addressed both on the protection of the persons concerned and on Turkish law. It has been proposed that the the principle of non-refoulement should be used, in a rightsbased approach against climate change and disaster-induced migration, which is driven by survival concerns and is expected to affect hundreds of millions of people in the not too distant future.
  • Item
    Rıchard M. Frank'ın Mu'tezile ve Eş'arîlik mukayesesi
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Turan,Mehmet
    Richard M. Frank, başta kelâm ilmi olmak üzere İslam düşünce tarihindeki birçok disiplin sahasında değerli eserler ortaya koymuş ve önemli katkılarda bulunmuştur. Özellikle kelâm ilmine yoğunlaşan Frank'in akademik hayatı, görüşleri ve eserleri hakkında yapılmış bütüncül bir çalışmaya literatürde rastlanılmamaktadır. Bu tez çalışması ise Frank'in akademik hayatını, İslam düşünce geleneğindeki konumunu, eserlerini, eserlerinde kullandığı yöntem ve teknikleri ele alınmıştır. Bununla birlikte, Frank'in çalışmalarının belki de en merkezi noktasında yer alan kelâm ilminin yapısına dair Frank'in görüş ve değerlendirmeleri, bütüncül bir tarzda ortaya konulmuştur. Bu tez çalışmasının asıl üzerinde durduğu nokta ise eserlerinde kelâm ilminin iki önemli düşünce okulu olan Mu'tezile ve Eş'arîlik mezheplerini sıklıkla karşılıklı okumaya tabi tutan Frank'in bu iki ekol hakkındaki görüşleridir. Dolayısıyla bu yüksek lisans tezinde Frank'in, insan fiilleri ve hüsün-kubuh meseleleri bağlamında Mu'tezile ve Eş'arî düşünce okullarının teorilerine dair kanaatleri değerlendirilmiştir. Richard M. Frank has revealed valuable works in many disciplinary fields in the history of Islamic thought, especially the science of kalam, and has made important contributions. However, a holistic study about academic life, views, theses and works of Frank, who especially focused on the science of kalam, cannot be found in the literature. Therefore, this thesis study dealt with Frank's academic life, his position in the Islamic thought tradition, his works, the methods and techniques he used in his works. However, in this study, Frank's views and evaluations about the structure of the science of kalam, which is perhaps the most central point of Frank's work, are presented in a holistic manner. The main subject of this thesis study is the views of Frank, who often subjects the two important schools of thought of the science of kalam, the sects of Mu'tezile and Ashʿarism, to mutual reading in his works, about these two schools. This thesis study focuses on Frank's views on these two schools, who often compares the views of the Mu'tezile and Ashʿarism sects in his works. Therefore, in this master's thesis, Frank's opinions on the theories of the Mu'tezile and , Ashʿari schools in the context of human actions and husn-kubh (moral values) issues were evaluated.
  • Item
    La lutte de donner un sens à la vie dans "Les Thibault" de Roger Martin Du Gard
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Üçdere,İdil
    Çalışmamızın amacı, Roger Martin Du Gard'ın kaleme aldığı Thibault'lar adlı romanında hayata anlam verme savaşımını çözümlemektir. Bir nehir-roman olan Thibault'lar, realizm ile natüralizm akımlarından etkilenerek yazılmış sekiz ayrı romandan oluşur ve edebi türünün özelliklerini taşır. İncelediğimiz romanda konu, yirminci yüzyılın başlarında yaşayan bir burjuva ailesinin üyeleri üzerinden anlatılır. Yazar bu romanda Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemin politik ortamını ve Fransız toplumunun durumunu ele alırken dönemin dinsel karşıtlıklarına, sosyo-ekonomik sınıflar arası farklara ve düşünce ayrılıklarına da yer verir. Kitapta farklı karakterlerin deneyimleri ve bu yaşantılara karşılık olarak duygu durumları aktarılır; bu sayede roman ruhsal bir boyut kazanır. Hastalık, savaş ve ölüm tecrübelerinin karakterlerde yarattığı bunalımlar; arkadaşlık ve aşk gibi her okurun kendisinden bir şeyler bulabileceği insani edinimler bu eserin ana temalarını oluşturur. Birbirlerinden çok farklı tabiatlara sahip olan ana karakterler Jacques ve Antoine'ın etrafında gerçekleşen olayların ışığında hayata bir anlam verme mücadelesi gözlemlenir. The aim of our study is to analyze the struggle of giving a meaning to life in the novel The Thibaults, written by Roger Martin Du Gard. The Thibaults is a river-novel that consists of eight separate novels written under the influence of literary movements realism and naturalism, also bears the characteristics of its genre. In the novel that we are examining, the story is told through the members of a bourgeois family living in the early twentieth century. The author deals with the political environment and the situation of French society before the First World War while including the religious antagonisms, differences between socio-economic classes and differences of opinion of the period. This novel gains a psychological dimension in adding to the experiences of different characters and their emotional states in response to these experiences. Depressions caused by illness, war and death experiences, human achievements such as friendship and love from which every reader can find something from themselves constitute the main themes of this work. In the light of the events that take place around the main characters Jacques and Antoine, who are very different by nature, we observe the struggle to give a meaning to life.
  • Item
    İş sağlığı ve güvenliği hukuku bakımından "Kadın işçi"
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Göktaş,Merve Nur
    Kadınlar çalışmaya hayatının her alanında git gide daha çok yer almaktadır. Kadınların iş hayatındaki bu artan rolü, iş sağlığı ve güvenliği ile aile sağlığının korunması için özel önlemleri zorunlu kılmaktadır. Çalışmamızda ulusal ve uluslararası düzenlemeler ışığında özellikle kadın işçileri etkileyen risklere yönelik işveren tarafından alınması gereken önlemler incelenmiştir. Çalışma hayatında ücret, terfi, taciz vb. birçok konuda daha çok kadınlar ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Benzer şekilde gebe veya emziren kadınların cinsiyetlerine özgü bu olguları, farklı uygulama ve eylemlerle karşılaşmalarına neden olmaktadır. Kadınların iş sağlığı ve güvenliği, işyerinde ve işle bağlantılı karşılaşabileceği her türlü risk gözetilerek sağlanmalıdır. Bu kapsamda cinsiyet farklılığının doğuracağı riskler de ayrıca (kas-iskelet sistemi problemleri, fiziksel farklılıklar, üreme sağlığına ilişkin riskler vb.) incelenmelidir. Kadın işçilerin iş sağlığı ve güvenliği, risk değerlendirmesiyle birlikte, verilecek eğitimi, sağlık gözetimlerini ve kadınların tüm bu süreçlere aktif katılımını da kapsadığı sürece etkili bir koruma sağlanacaktır. İşverenlerin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin ihlali de birtakım yaptırımlara tabi olacaktır. Dolayısıyla işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini mevzuata uygun bir şekilde yerine getirilmesi önem arz etmektedir. Zira işverenlerin bu yükümlülüklere aykırı eylemleri sonucunda karşılaşabilecekleri hukuki, idari ve cezai sorumluluklar ciddi sonuçlar doğurabilir. Women are increasingly taking part in work in every aspect of their lives. This increasing role of women in working life necessitates special measures to protect occupational health and safety and family health. In our study, the precautions that should be taken by the employer, especially against the risks affecting female workers, were examined in the light of national and international regulations. Wage, promotion, harassment, etc. in working life. Women are more exposed to discrimination in many issues. Similarly, these gender-specific phenomena of pregnant or breastfeeding women cause them to encounter different practices and actions. Occupational health and safety of women should be ensured by taking into account all risks they may encounter in the workplace and related to work. In this context, the risks posed by gender differences (musculoskeletal system problems, physical differences, risks related to reproductive health, etc.) should also be examined. Effective protection will be provided as long as the occupational health and safety of female workers includes risk assessment, training to be provided, health surveillance and the active participation of women in all these processes. Violation of employers' occupational health and safety obligations will also be subject to certain sanctions. Therefore, it is important that the employer fulfills its occupational health and safety obligations in accordance with the legislation. Because the legal, administrative and criminal responsibilities that employers may face as a result of their actions contrary to these obligations may have serious consequences.
  • Item
    Rusya'nın Kafkasya ve Türkistan seferlerinin analizi (18–19. yüzyıllar)
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Özcimbit,Onur
    13. yüzyıldan itibaren Avrasya coğrafyasını hakimiyet altında bulunduran Altın Orda Hanlığı'nın 15. yüzyılın ikinci yarısı sırasında merkezi otoritesini kaybetmesi, bölgenin siyasi durumunu istikrarsızlaştırmıştır. Altın Orda Hanlığı'nın çöküşünün ardından Rusya topraklarında Moskova Knezliği'nin diğer knezlikleri ele geçirmesi, mürekkep bir Rus devletini meydana getirmiştir. Rusya Çarlığı'na evrilen devlet, bununla yetinmeyerek 16. yüzyılda Astrahan, Kazan ve Başkurdistan'ı, 17. yüzyılda ise Nogay Hanlığı'nı tabiiyet altına almıştır. Kendisine yakın coğrafyanın müsait durumu sayesinde Akdeniz veya Basra Körfezi vasıtasıyla stratejik coğrafyalara ulaşmayı planlayan Rusya, siyasi olarak daha kolay bir yoldan hedeflerine ulaşmayı amaçlamıştır. I. Petro'nun ana hatlarını çizdiği ve sonraki devlet adamlarının da devam ettirdiği bir devlet politikası olarak Rusya'nın büyük denizlere açılma amacı I. Petro döneminde belirginleşmiştir. 18. yüzyıldan itibaren ise Türkistan ve Kafkasya'nın istikrarsız durumları sebebiyle bu bölgelere yönelik bir siyaset izlenerek bahsi geçen iki coğrafya işgal edilmiştir. Yürütülen araştırmanın temel problemi Rusya'nın Kafkasya'yı ve Türkistan'ı işgalinin nedenleridir. Çalışmanın kapsamında Kafkasya ve Türkistan coğrafyası, 15-18. yüzyıllar arası Rusya tarihi, Rusya'nın Türkistan'ı ve Kafkasya'yı hâkimiyet altına alma süreçleri incelenmiş ve buradan yola çıkılarak Rusya'nın askeri harekâtlarının ekonomik, siyasi, jeopolitik ve fikri sebepleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu genel çerçeveyi ortaya koyabilmek adına geniş bir okuma sürecinden geçilmiştir. Başta dönem hakkında sosyal, siyasi, ekonomik, askeri ve birçok alanda bilgileri günümüze aktaran seyahatnameler olmak üzere, Osmanlı Devleti ve İngiltere devletlerinin arşiv belgeleri, kronikler, dönemde görev almış devlet memurlarının raporları ve telif eserler ele alınmıştır. The Golden Horde Khanate, which had dominated the Eurasian geography since the 13th century, lost its central authority during the second half of the 15th century, destabilizing the political situation of the region. After the collapse of the Golden Horde Khanate, the Moscow Principality took over the other principalities in Russia, constituted an compound Russian state. The state, which evolved into Tsarit Russia, was not content with this, it subordinated Astrakhan, Kazan and Bashkortostan in the 16th century, and the Nogai Khanate in the 17th century. Russia, which plans to reach strategic geographies through the Mediterranean or the Persian Gulf, thanks to the favorable situation of the geography close to it, aimed to reach its goals in a politically easier way. As a state policy outlined by Peter I and continued by later statesmen, Russia's goal of sailing to the great seas became evident during the reign of Peter I. Since the 18th century, due to the unstable conditions of Turkestan and the Caucasus, a policy towards these regions has been followed and these two geographies have been occupied. The main problem of the research carried out is the reasons for Russia's occupation of the Caucasus and Turkestan. Within the scope of the study, the geography of the Caucasus and Turkestan, the history of Russia between the 15th and 18th centuries, the processes of Russia's domination of Turkestan and the Caucasus were examined, and the economic, political, geopolitical and intellectual reasons of Russia's military operations were tried to be revealed. In order to reveal this general framework, a wide reading process has been passed. especially travel books that convey information about the period in social, political, economic, military and many fields, Archival documents of the Ottoman and British states, chronicles, reports of civil officers who took part in the period, and copyrighted works handled.
  • Item
    Sayısal sismogramlar üzerinde depremlerin ve sismik dalga fazlarının yapay zeka ile belirlenmesi
    (Ankara Üniversitesi, 2024) Bilgiç,Tuğçe
    Sismoloji, depremlerin oluş zamanını, konumunu ve büyüklüğünü belirlemek, fayların durumunu incelemek ve yeraltı yapılarını anlamak amacıyla önemli bir bilim dalıdır. Bu çalışmaların ilk adımı genellikle deprem fazlarının sismografa geliş zamanlarının belirlenmesi ile başlar. Geleneksel olarak, bu faz belirleme çalışmaları genellikle el ve göz ile yapılan geleneksel tekniklere dayanmaktadır. Ancak özellikle yüksek sismik aktiviteye sahip bölgelerde veya düşük enerjili ve yüksek gürültülü mikro depremlerin belirlenmesi gibi durumlarda zorluklar yaşanmaktadır. Günümüzde, sismoloji araştırmalarındaki faz belirleme süreçlerinin karmaşıklığı, otomatik yöntemlerin uygulanabilirliğini sınırlamaktadır. Bu noktada, yapay zeka tabanlı yaklaşımların kullanımı, bu zorlukların üstesinden gelme potansiyeline sahiptir. Bu tez çalışmasında, sismogramlar üzerinde deprem ve sismik dalga fazlarını belirlemek için bir yapay zeka algoritması kullanılmıştır. Çalışmanın başlangıcında veri toplama işlemi gerçekleştirilmiş ve kullanılan veriler, TÜBİTAK projesi kapsamında kurulan KULA-Net sismik gözlem istasyonlarından elde edilmiştir. Yapay zeka algoritması, tek istasyon bazında çalıştığı için her istasyonda farklı sayıda deprem fazı okuması yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, yapay zeka algoritması ile tespit edilen olay sayısının diğer yöntemlere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Yapay zeka algoritmasının kullanımının avantajları arasında, hızlı çalışma süreleri, düşük hata payları ve uzmanlar tarafından el ve göz ile yapılan işlemlerin önemli ölçüde azaltılması bulunmaktadır. Sonuç olarak, sismolojide yapay zeka uygulamalarının kullanımı, deprem tespiti ve analizi konusunda önemli bir potansiyele sahiptir. Yapay zeka algoritmaları, geniş veri setlerini işleyerek deprem olaylarının desenlerini tanımlama yeteneğiyle, deprem tespiti ve erken uyarı sistemlerinin doğruluğunu ve verimliliğini artırabilir. Bu çalışmanın, gelecekteki sismoloji araştırmalarına ve deprem izleme sistemlerine katkı sağlaması beklenmektedir. Seismology is a crucial scientific discipline aimed at determining the occurrence time, location, and magnitude of earthquakes, examining the status of faults, and understanding subsurface structures. The initial phase of these studies typically involves determining the arrival times of earthquake phases on seismographs. Traditionally, such phase determination studies rely on manual techniques involving hand and eye coordination. However, challenges arise, especially in regions with high seismic activity or in cases involving low-energy and high-noise micro-earthquakes.In contemporary seismological research, the complexity of phase determination processes limits the applicability of automated methods. In this context, the use of artificial intelligence approaches can overcome these challenges. This thesis employs an artificial intelligence algorithm to identify earthquakes and seismic wave phases from seismograms. The data collection process at the beginning of the study was conducted using seismic observation stations established within the scope of a TÜBİTAK project, known as KULA-Net.Because the AI algorithm operates on a single-station basis, earthquake phase readings were separately performed for each station. The results indicate that the number of events detected by the AI algorithm is higher than that detected by other methods. The advantages of using the AI algorithm include rapid processing times, low error rates, and a significant reduction in the number of manual interventions by experts. In conclusion, the application of artificial intelligence in seismology holds significant potential for earthquake detection and analysis. AI algorithms, with their ability to process extensive datasets and identify patterns in earthquake events, can enhance the accuracy and efficiency of earthquake detection and early warning systems. This study is expected to contribute to future seismological research and earthquake monitoring systems.
  • Item
    MARKA HAKKINA TECAVÜZ VE İNTERNET SERVİS SAĞLAYICILARININ HUKUKİ SORUMLULUĞU
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Şaşmaz, Meryem Nisanur
    Bir işletmeye ait mal veya hizmetleri diğer işletmelere ait mal veya hizmetlerden ayırmaya yarayan ses, renk, koku, harf, rakam vb. gibi belirleyici işaretleri marka olarak tanımlamak mümkündür. Gelişen teknoloji ile birlikte internet ortamında marka kullanımı yaygınlaşmış, bu durum internet ortamındaki marka tecavüzlerini de beraberinde getirmiştir. SMK m. 7/3-d hükmü gereğince; bir markanın kullanımına ilişkin olarak bir hak ya da meşru bir bağlantı bulunmaması şartıyla markanın ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ve benzeri biçimlerde kullanılması marka hakkı tecavüzü olarak nitelendirilmektedir. Kanun maddesinde sayılan kullanım halleri sınırlı sayıda olmayıp internet ortamında ileri ortaya çıkabilecek marka tecavüzü halleri de bu madde kapsamında incelenebilir. İnternet ortamında kullanıcılara sunulan içerikler internet servis sağlayıcıları vasıtasıyla gerçekleşmektedir. 5651 sayılı Kanun’a göre internet servis sağlayıcılar yerine getirdikleri hizmetin türüne göre erişim sağlayıcılar, yer sağlayıcıları ya da içerik sağlayıcılar olarak isimlendirilmiştir. Bu ayrım internet ortamında kullanıcılara sunulan hukuka aykırı içerik nedeniyle sorumluluğun tespitinde önem arz eder. Tüm bu sebeplerle, ulusal ve uluslararası yargı kararları ışığında işbu çalışmamızda, internet ortamında meydana gelebilecek marka tecavüzü halleri, internet servis sağlayıcılarının hukuki sorumlulukları ve marka tecavüzü halinde marka hakkı sahiplerinin ileri sürebileceği talepler incelenecektir. It is possible to characterize distinctive elements such as sound, color, fragrance, letters, numbers, and the like, which serve the purpose of distinguishing the goods or services of one enterprise from those of other enterprises, as trademarks. With the advancement of technology, the utilization of trademarks on the internet has proliferated, subsequently giving rise to trademark infringements on the internet. Pursuant to Article 7/3-d of the Turkish Industrial Property Code (SMK), employing a trademark in the form of a domain name, metatag, keywords, or analogous formats that generate a commercial impact, in the absence of any legal entitlement or legitimate connection, is defined as a trademark rights infringement. The list of usage instances specified in the aforementioned provision is not numerus clauses. Thus, any trademark infringement situation which could be emerge on the internet in the future, could be scrutinized within the framework of this provision. Content provided to users on the internet is facilitated through internet service providers. According to Law No. 5651, internet service providers are designated as access providers, hosting providers or content providers depending on the type of service they provide. This distinction is crucial in determining liability for unlawfully provided content to users on the internet. For all these reasons, within the framework of national and international judicial decisions, this study will examine instances of trademark infringement that may occur on the internet, the legal responsibilities of internet service providers resulting from trademark infringement and the claims that trademark owners may assert in cases of trademark infringement.
  • Item
    Strüktürel kabuk oluşmuş toprakta mısır kökenli biyokütle uygulamalarının toprak mikrobiyel çeşitliliği üzerine etkileri
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2023) Kızıcı, Seher
    Toprak sağlığı sorunlarının temelinde, fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerin bozulması yatmaktadır ve özellikle düşük toprak agregat stabilitesi, yetersiz organik madde seviyesine bağlı olarak kaymak tabakası oluşumu büyük problemler arasındadır. Tarımsal faaliyetler sırasında ortaya çıkan bitkisel atıkların toprağa organik materyal olarak yeniden kazandırılması hem sürdürülebilir tarımın sağlanması hem de bahsedilen problemlere çözüm olması açısından kritik öneme sahiptir. Bu nedenle tez çalışmasında, Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Sarıcalar Araştırma ve Uygulama çiftliğinde yer alan kil ve kireç içeriği yüksek, zayıf strüktürlü ve kaymak tabakası problemi olan toprağa mısır kökenli çeşitli organik materyaller uygulanmıştır. Mısır ekimi yapılan tarla denemesine, (YA) mısır yeşil aksamı, (A) mısır anızı ve (KO) mısır anızı kompostu, ayrı ayrı 2 ve 4 ton/da dozlarında kullanılmıştır. Uygulamaların toprak fiziko-kimyasal özellikleri ve bakteriyel çeşitlilik üzerindeki etkileri incelenmiştir. Organik materyallerin bakteriyel komünite yapısı üzerine etkisi, NGS analizi ile belirlenmiştir. Genel olarak, anız uygulamaları toprakta organik madde, azot ve fosfor içeriğini önemli derecede arttırmıştır. Yeşil aksam uygulamaları ise toprağın kireç miktarını arttırmış, fakat organik madde miktarında önemli bir değişikliğe neden olmamıştır. Tüm organik materyal uygulamaları kontrole göre topraktaki agregat stabilitesini iyileştirmiştir. Bakteriyel komünite yapısı anız ve yeşil aksam uygulamaları diğer uygulamalara kıyasla değiştirmiştir. Alfa çeşitlilik analizinde, anızın 2 ton/da uygulamasının en yüksek ve dengeli bakteriyel çeşitliliğe sahip olduğu tespit edilmiştir. Tüm uygulamalarda öne çıkan bakteriyel şubeler Actinobacteriota, Proteobacteria ve Chloroflexi'dir. Toprağın fizikokimyasal özelliklerinin, özellikle pH, organik madde ve agregat stabilitesi, bakteriyel komünite yapısını şekillendirmede önemli olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak bu tez çalışmasında, doğrudan anız uygulamasının, kimyasal gübrelemeye göre, toprağın fiziko-kimyasal ve biyolojik özelliklerini iyileştirdiği sonucuna varılmıştır. The basis of soil health problems lies in the deterioration of physical, chemical and biological properties, and especially low soil aggregate stability and formation of physical crust due to insufficient organic matter levels are among the major problems. The recycling of plant waste generated during agricultural activities into the soil as organic material is critically important both for ensuring sustainable agriculture and for solving the mentioned problems. For this reason, in the thesis study, various corn-based organic materials were applied to the soil with high clay and lime content, weak structure and physical crust problem in the Selcuk University Faculty of Agriculture- Saricalar Research and Application Farm. In the field trial where corn was planted, (YA) corn green manure, (A) corn residue and (KO) corn residue compost were used separately at doses of 2 and 4 tons/da. The effects of the applications on soil physico-chemical properties and bacterial diversity were examined. The effect of organic materials on bacterial community structure was analyzed by high-throughput sequencing. Generally, residue applications have significantly increased the content of organic matter, nitrogen, and phosphorus in the soil. Green manure, on the other hand, have increased the lime content of the soil but have not sufficiently increased the amount of organic matter. All organic treatments have improved soil aggregate stability compared to the control. The bacterial community structure has changed with residue and green manure compared to other treatments. In alpha diversity analysis, it was found that the application of residue at 2 tons/da had the highest bacterial diversity. The dominant bacterial phyla in all applications are Actinobacteriota, Proteobacteria, and Chloroflexi. It has been found that the physicochemical properties of the soil, especially pH, organic matter, and aggregate stability, play a significant role in shaping the bacterial community structure. In conclusion, this thesis determines that direct application of crop residues improves the physicochemical and biological properties of the soil compared to chemical fertilization.
  • Item
    Mizahın felsefesi: Edimsellik, kurmaca ve özdüşünümsellik
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2022) Yılmaz, Gülbahar
    Bu tezde, mizahın bireyi özdüşünümselliğe yönlendirme ve dönüştürme işlevinin nasıl gerçekleştiğini ortaya koymayı amaçladım. Mizahın, yalnızca basit bir gülme, anlamı olmayan bir kahkaha ya da herhangi bir eğlenceli etkinlikten ibaret olmadığı, bireysel ve toplumsal temelleri olan ve gündelik yaşamdan filizlenen bir soyutlama biçimi ve bir düşünme etkinliği olduğunu göstermeye çalıştım. Bu etkinliğin yaşamdaki yerini, bireyin yaşamına nasıl ve ne tür yansımaları olduğunu ortaya koymak amacıyla Critchley, Eagleton, Bergson, Austin, Ricoeur ve Iser'in argümanlarını inceledim. Bireyler, mizahi içeriklerle karşılaştıklarında, duydukları ya da okuduklarını kullanarak kendi yaşamlarında pek çok performatif eylemi başlatabilir. Bu açıdan mizah, edimsel bir pratiktir (1). Edebiyat gibi mizah da kurmaca bir metindir, sonuçta yazılı ya da sözlü fark etmeksizin mizahi içeriğe maruz kaldığımızda bir metinsellikle karşı karşıyayızdır. Kurmaca metin oluşturma süreci ve bunun okur üzerindeki etkisi ile mizahi içeriğin üretim aşaması ve birey üzerindeki etkisi koşutluk göstermektedir. Bireyi özdüşünümsellik pratiğine sevk eden okuma edimi gibi mizah da kendini yeniden yaratım sürecinde deneyimlenen reflektif bir etkinliktir (2). Mizahi metin de tıpkı bir edebi metin gibi gündelik yaşamın sınırlarına itilmiş ve göz ardı edilmiş olasılıkları başka bir düzen içinde okurun ya da izleyici/dinleyicinin karşısına yeniden çıkarır. Düşünme sistemlerimiz bazı olasılıkları vurgular, bazı olasılıkları ise dışarıda tutar. Bu düzensiz olasılıklar, sistemin sınırlarına doğru itilmiş ve pasifize edilmiş durumlar haline gelmiştir. Mizahi metin aracılığıyla izleyici, dinleyici ya da okur, kendi yaşamında göz ardı edilmiş, gündelik rutinde fark edilmeyen, sınır çizgilerine itilmiş ya da olumsuzlanmış kısımları tekrar yaşamının merkezine alarak yeniden anlam oluşturma sürecine dahil olur (3). In this study, I aimed to reveal the way humor guides and transforms individuals through self-reflectivity. With an aim to position its main concern as transformative, I benefited from the theories of John Langshaw Austin, Paul Ricoeur and Wolfgang Iser and tried to reveal that humor does not only cause a simple explosion of laughter or only exist as a fun activity that has no background meaning. Above all, it has a particular role to play in life, embedded in the personal and social underpinnings and rooted in the activities of everyday life. I have analyzed the works of some thinkers having exclusive arguments on humor and laughter, such as Terry Eagleton, Henri Bergson and Simon Critchley. People can initiate many performative actions in their lives when they encounter humorous content. In this perspective, humor acts as a performative practice (1). Just like literature, humor is fictitious and has textuality in it. As we encounter humorous content, we also come across a fictional text. That is to say, creating a fictional literary text and a humorous text -from an author's perspective- has certain characteristics in common. Moreover, reader experiences are also parallel to each other. Just like reading that directs readers to a transformative process, humor is also a reflective activity that individuals experience as they recreate themselves (2). Just like literary texts, humorous texts recentralize the neglected possibilities residing in the borderlines of the existing thought system, bringing them to the understanding of the reader in a new form. These neglected possibilities are the components that are passivized by the system in time. A reader or listener of a humorous text engages in meaning by means of these newly presented and centralized possibilities (3).
  • Item
    Birleşmiş Milletler sistemi bağlamında işkence ve kötü muamelenin önlenmesinde ulusal önleme mekanizmalarının rolü
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2023) Sisli, Merve
    İşkence ve kötü muamele, uluslararası insan hakları müktesebatınca mutlak olarak yasaklanmıştır. İşkence ve kötü muameleyle etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi için Birleşmiş Milletler tarafından müstakilen İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme kabul edilmiştir. Ancak Sözleşme, işkence ve kötü muameleyle mücadelede beklenen etkiyi gösterememiştir. Bu nedenle cezaevleri, nezarethaneler, sosyal bakımevleri gibi kişilerin işkence ve kötü muamele riski altında olduğu, kamusal denetimden uzak alıkonulma yerlerine uluslararası ve ulusal bağımsız organlarca ziyaretler gerçekleştirilmesi yoluyla işkence ve kötü muamelenin önlenebileceğini öngören İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşmeye Ek Seçmeli Protokol kabul edilmiştir. Seçmeli Protokol'ün kabul edilmesiyle birlikte dünyanın her yerinde Ulusal Önleme Mekanizmaları faaliyet göstermeye başlamıştır. Çalışmanın amacı, Ulusal Önleme Mekanizmalarının işkence ve kötü muamelenin önlenmesinde üstlenebileceği rolü inceleyerek farklı ülke örnekleri ekseninde mekanizmaların etkisini ortaya koyabilmektedir. Torture and ill-treatment is absolutely prohibited by the international human rights acquis. In order to effectively combat torture and ill-treatment, the United Nations has also adopted the Convention Against Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment. However, the Convention hasn't had the expected effect in the fight against torture and ill-treatment. For this reason, Optional Protocol to the Convention against Torture and other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment, which stipulates that torture and ill-treatment can be prevented by visits of international and national independent bodies to detention centers, such as prisons, police custody centers, social care homes, where people are at risk of torture and ill-treatment and away from public supervision, has been adopted. With the adoption of the Optional Protocol, National Preventive Mechanisms have begun to operate all over the world. The aim of this study is to examine the role that National Preventive Mechanisms can play in preventing torture and ill-treatment and to reveal the impact of the mechanisms on the basis of different country examples.
  • Item
    Metaverse'ün toplumsal hayata etkileri
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Gülbol, Deniz
    Bu araştırmanın amacı yeni bir kavram olmamasına rağmen son yıllarda popülerleşen Metaverse kavramının gerekli altyapılar ve koşullar sağlandıktan sonra hayata geçmesi durumunda toplumsal olarak yaratacağı olası etkileri araştırmaktır. Bu araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak yürütülmüştür. Yapılan derinlemesine görüşmelerde yarı yapılandırılmış soru formu kullanılmış ve görüşmelerden elde edilen bilgiler ile soru formuna yeni sorular eklenerek sonraki katılımcılara yeni haliyle sunulmuştur. Araştırma çeşitli meslek grupları ve sektörlerden Metaverse hakkında bilgi sahibi olan uzmanlardan oluşan bir örneklemden oluşmaktadır. Araştırma örneklemi 10 kişidir. Bu 10 kişiden 6'sı Metaverse evreni veya platformu geliştiricisi ve/veya sahibi diğer 4 kişi ise farklı mesleklerden insanlardır. Araştırma sonucunda, Metaverse'ün henüz gelişim aşamasında olduğu bu günlerde bile bazı alanlarda etkisini göstermeye başlamıştır. Bu nedenle Metaverse'ün tam anlamıyla hayata geçtikten sonra çok daha geniş çaplı etkilerinin ortaya çıkması beklenmektedir. Görüşmelerden elde edilen verilere göre, Metaverse'ün hem ekonomik olarak hem de sosyal olarak etkilerinin olması beklenmektedir. Fakat ekonomi ve iş hayatına dair görüşmeci görüşleri ve beklentiler daha net iken sosyal ve psikolojik etkileri, katılımcıların büyük bir kısmının da belirttiği gibi, üzerinde az çalışılan ve daha belirsiz olan bir durumdur. Sonuç olarak Metaverse'ün gelişi yaklaştıkça etkileri giderek artmaya ve daha görünür olmaya başlayacaktır. The aim of this research is to investigate the possible social effects of the Metaverse concept, which has become popular in recent years, although it is not a new concept. This research was conducted using in-depth interview technique, one of the qualitative research methods. In the in-depth interviews, a semi-structured questionnaire was used and new questions were added to the questionnaire with the information obtained from the interviews and presented to the next participants in their new form. The research consists of a sample of experts from various professions and sectors who have knowledge about Metaverse. The research sample is 10 people. 6 of these 10 people are developers and / or owners of the Metaverse universe or platform, and the other 4 people are people from different professions. As a result of the research, even these days when Metaverse is still in development, it has started to show its effect in some areas. For this reason, it is expected that much wider effects will emerge after Metaverse is fully implemented. According to the data obtained from the interviews, Metaverse is expected to have both economic and social impacts. However, while the interviewer's views and expectations about the economy and business life are clearer, its social and psychological effects are less studied and more uncertain, as most of the participants stated. As a result, as the arrival of the Metaverse approaches, its effects will begin to increase and become more visible.
  • Item
    Sosyal medya üzerindeki kişisel veri ihlalleri ve özel hukuktan doğan sonuçları
    (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Şahin, Selva Yılmaz
    Bu çalışmada sosyal medya üzerinden gerçekleşen kişisel veri ihlalleri incelenmiştir. Çalışmada ayrıca bu ihlaller durumunda özel hukuktan doğan sonuçlar ele alınmıştır. Kişisel veri, farklı türden verileri kapsamaktadır. Bu noktada, bir kimseyi işaret eden her türlü veri kişisel veri olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla kişisel veri kavramının birbiriyle ilgili olarak ortaya çıkan, onu işaret eden tüm veriler ve bilgiler olarak değerlendirilmesi mümkündür. Diğer yandan, 6698 s. Kanun bağlamında, kişisel veri, "kimliği verili veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi" olarak tanımlanmaktadır. Sosyal medya araçlarının giderek gelişmesi ile birlikte, bu yapıların her geçen gün daha fazla insana ulaşması gibi bir durum ortaya çıkmıştır. Bugün artık bu mecraların üye sayıları milyarlar ile ölçülmektedir. Sosyal medya araçlarının etkin bir şekilde kullanılabilmesi için bireylerin internete erişiminin olması gerektiği açıktır. Bu bağlamda internet ile sosyal medya araçları arasında doğrudan ve önemli bir bağın olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Sosyal medya sitelerinde bireylerin kişisel verilerinin korunmasına yönelik ihlallerin ilk görünüm şekli, sosyal medya hizmet sağlayıcılarından kaynaklı olarak ortaya çıkmaktadır. Sosyal medya sitelerinde bireylerin kişisel verilerini tehdit eden pek çok unsur bulunmaktadır. Kötücül yazılımların yüklenmesi, sahte sitelerin oluşturulması, yemleme saldırılarının ya da spam saldırılarının yapılması, internetin açıklarından yararlanma ya da sahte profil oluşturma gibi yöntemler ile söz konusu kişisel veri ihlalleri ortaya çıkabilmektedir. Sosyal medya siteleri vasıtasıyla kişisel verilerin ihlal edilmesi bakımından bireylerin başvurabileceği bazı özel hukuk yolları bulunmaktadır. Bu yollar, maddi ve manevi tazminat davaları olabileceği gibi saldırının önlenmesi ve saldırının durdurulması ile tespit davası gibi dava türleri olabilmektedir. In this study, personal data breaches via social media were examined. The study also discusses the consequences arising from private law in case of these violations. Personal data covers different types of data. At this point, any data pointing to a person can be defined as personal data. Therefore, it is possible to consider the concept of personal data as all data and information that arise in relation to each other and indicate it. On the other hand, 6698 p. In the context of the law, personal data is defined as "any information regarding an identified or identifiable natural person". With the gradual development of social media tools, a situation has emerged in which these structures reach more and more people every day. Today, the number of members of these media is measured in billions. It is clear that individuals must have access to the internet in order to use social media tools effectively. In this context, it is an undeniable fact that there is a direct and important connection between the internet and social media tools. The first appearance of violations against the protection of individuals' personal data on social media sites arises from social media service providers. There are many elements on social media sites that threaten individuals' personal data. Personal data breaches may occur through methods such as installing malware, creating fake sites, phishing attacks or spam attacks, exploiting Internet vulnerabilities or creating fake profiles. There are some special legal remedies that individuals can apply for the violation of personal data through social media sites. These can be lawsuits for pecuniary and non-pecuniary damages, as well as lawsuit types such as preventing the attack, stopping the attack, and detection lawsuits..